. Ziyaretçi


Okunma Sayısı: 5152

Bu Sayıdaki Diğer Yazılar

Metni Yazdır

KÖPRÜ Dergisini web üzerinden www.kitapyurdu.com adresinden satın alabilirsiniz.

Kampanyamızdan yararlanarak dergimizin eski sayılarına uygun fiyata sahip olabilirsiniz tıklayın.


 KÖPRÜ / Kış 2010 
 İbadet
 KÖPRÜ / Bahar 2004 
 Said Nursi


Copyright © 2006
KÖPRÜ Dergisi
Her Hakkı Saklıdır

Türkiye'nin Demokrasi Süreci
Güz 2008   [ 104. Sayı ]


II. Meşrutiyet Bediüzzaman Bilinmeden Anlaşılabilir mi?

Can the Second Constitutional Monarchy be Understood Without the Knowledge About Bediuzzaman?

Selim SÖNMEZ

Dr.

Osmanlı Devleti’nin son asrı hürriyet ve istibdat tartışmalarıyla geçti. Hürriyet nedir? İstibdat nedir? Bu iki kavramın İslam’la ilişkisi nasıl kurulmalıdır? Meşrutiyet İslamî köklere dayandırılabilir mi? Bu ve benzeri soruların cevaplarının arandığı tartışmalar, Yeni Osmanlılar’dan Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar geçen süre içerisinde entelektüellerin meşgul olduğu konular olmuştur.

Osmanlı entelektüelleri arasında bu tartışmalar yapılırken, bu tartışmaların pratik yansımaları da görülmemiş değildir. II. Abdülhamid, başlangıçta meşrutiyet ve hürriyete taraftar olduğunu ima ederek saltanata geçmiş ise de, sonradan sıkı bir istibdat rejimi kurmaktan kendini alıkoyamamıştır. Siyasal yapıdaki demokratikleşmeyi engellemek için, I. Meşrutiyet yönetimini kaldırmakla kalmamış; ek olarak kurduğu güçlü hafiye teşkilatı ile muhaliflerine göz açtırmamıştır.

İşte istibdat ve hürriyet merkezli teorik tartışmalar ve gündelik hayat pratikleri Osmanlı Devleti’nin özellikle son yarım asrında insanları çok meşgul etmiştir. Bu dönemde yaşayan entelektüellerden birisi de hiç kuşkusuz Bediüzzaman Said Nursi’dir.

Said Nursi, Hizan, Bitlis, Van gibi doğu Anadolu’nun değişik kentlerindeki ilk tahsilini, bu tartışmaların uzaktan duyulduğu bir ortamda yaptıktan sonra, 1907’de İstanbul’a gelerek kendisini en heyecanlı fikir tartışmalarının içinde buldu.

Bir yanda hürriyet ve meşrutiyeti yoğunca savunan İttihad ve Terakki Partisi, diğer yanda ise meşrutiyeti İslam’la bağdaştırmakta güçlük çeken dindarlar vardı. İttihad ve Terakki Partisi mensupları, meşrutiyeti savunmakla beraber, oldukça çeşitli bir gündelik hayat pratiğine sahiptiler. Yani içlerinde masonlar da vardı, dindarlar da… Talat Paşa’da, Enver Paşa’da, Şeyhülislam Musa Kazım da bu partiye destek veriyorlardı. Buna karşılık dindar görünümlü entelektüellerin meşrutiyete bakışı oldukça problemler içeriyordu. Batı’dan gelen bu yönetim biçimi, acaba İslami bir yönetim biçimi midir? Yoksa Batı modernizminin ürettiği İslam karşıtı bir bid’at mıdır? sorularının anlamı içerisinde bocalıyorlardı.

İşte Bediüzzaman’ın II. Meşrutiyet öncesinde vardığı İstanbul, böyle bir İstanbul’du. Gündelik hayatları İslami olmayan pek çok kişinin siyasal düşüncesi Said Nursi’ye benzerken; gündelik hayatları dindar olan pek çok kişinin siyasal düşünceleri de Bediüzzaman’a benzemiyordu.

Said Nursi, bu muhataralı durumdan kendi düşünce ve hayat pratiğine uygun olanları seçerek kurtuldu. Yani hem meşrutiyeti savunuyor, hem de İslam’ın özünde var olan hakikatleri yaşıyordu. Modern zamanlarda karmakarışık olan değerleri analiz ediyor, vahyin pırıltılarını taşıyan uygulamalara sahip çıkıyor, tersi olanlara da karşı çıkıyordu. Onun bu tavrı II Meşrutiyet’e giden yolda, padişah II. Abdülhamid’in karşısında yer almasına, İttihad ve Terakki Partisi ile beraber meşrutiyeti savunmasına ve İslam’ın tozlarla üstü kapanmış hakikatlerinin gün ortasına çıkarmaya çalışmasına neden oldu.

II. Meşrutiyet’e giden yolda, Niyazi’nin, Enver’in dağa çıkarak istibdata meydan okumaları kadar, Said Nursi’nin konuşmaları ve yazıları da etkili olmuştur. Nursi Meşrutiyet’in ilanının hemen ardından, memleket geneline gönderdiği telgraflarla bu huzurlu bayramı ehl-i imana müjdelemiştir.

Said Nursi, II. Meşrutiyet’in ilanından önce İstanbul’da, Selanik’te dolaşarak halka hitap etmiş, Meşrutiyet’in İslami bir rejim olduğunu, Dört Halife Devri’ndeki pratiklerin örnek alınması halinde Meşrutiyet’e sahip çıkılması gerektiğini, bu hakikatın dört mezhepten çıkarılabileceğini haykırmıştı. Bediüzzaman’ın bu haykırışı başta padişah II. Abdülhamid olmak üzere statüko yanlısı olan eski bürokratları rahatsız etmiş ve Bediüzzaman’ı İstanbul’dan sürmeye karar vermişlerdi. Fakat kader-i ilahinin garip bir cilvesi ki II. Meşrutiyet’in ilanı Said Nursi’nin imdadına yetişti. Nursi, İstanbul’dan sürülmekten Meşrutiyet sayesinde kurtuldu.

Bu gelişmeden sonra, Bediüzzaman’ın çalışmaları farklı boyutlarda yoğun bir şekilde devam etti. İstanbul’daki yazı ve konuşmalarıyla Kanun-ı Esasi’nin yeniden uygulamaya konulmasının ne büyük bir bayram olduğunu anlatmaya çalıştı. Gazetelerde neşrettiği makalelerinde hürriyete hitaben, “Sen olmasaydın ben ve umum millet zindan-ı esarette kalacaktık. Seni ömr-i ebedi ile tebşir ediyorum” diyordu. Bediüzzaman II. Abdülhamid’in istibdatı ile meşrutiyeti kıyaslıyor ve meşrutiyeti padişahın otuz senelik istibdadına sabretmenin bir mükafatı olarak gösteriyordu.

II. Meşrutiyet’in ilanından sonra, Nursi’nin faaliyeti gazetelerde yazılar yazmaktan ibaret kalmadı. Hürriyet fikrinin tabana yayılması için Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesini karış karış gezerek hürriyet ve Meşrutiyet’in ne büyük bir nimet olduğunu anlattı. Daha sonra, Münazarat adında kitap olarak neşredeceği bu konuşmalarıyla halkın zihinlerinde var olan problemlere çözüm bulmaya çalıştı.

Bediüzzaman köy köy, aşiret aşiret dolaşarak hürriyet ile iman arasındaki ilişkiyi anlattı. Özellikle Doğu Anadolu’da kendi hemşehrileri arasında Meşrutiyet sempatisinin artması için çalıştı. Gerçekten, onun dışında hangi entelektüel Meşrutiyet’i bu yoğunlukta savunmuş ve çaba sarf etmiştir.

I. Meşrutiyet’in ilanından önce, gazetelerde neşrettiği makaleleriyle ehl-i imanın Meşrutiyet’e sempati beslemesine neden olmuştur.

II. Meşrutiyet’in ilanı sırasında ve sonrasında İstanbul’da Meşrutiyet’i yanlış anlayanlara karşı, Meşrutiyet’in doğru anlatımını sağlayarak tenvir görevini yapmıştır.

III. Meşrutiyet’in ilanından sonra aşiret ileri gelenlerine gönderdiği telgraflarla, doğabilecek muhalif hareketlerin önüne geçmeye çalışmıştır.

IV. Meşrutiyet’in ilanından sonra, kendi büyüdüğü coğrafya olan Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgesine giderek, Meşrutiyet’le ilgili halkın zihninde oluşan istifhamları gidermeye çalışmıştır.

V. Bütün bunlarla da yetinmeyerek eserlerinde Meşrutiyet’in İslamî naslarla çatışmayan bilakis örtüşen bir idare şekli olduğunu söyleyerek entelektüeller arasında fikri bir hizmet yerine getirmiştir.

Bütün bu maddelerden sonra herhalde şu soruları sormaya hakkımız vardır. Bediüzzaman Said Nursi kadar Meşrutiyet’i içselleştirerek savunan ikinci bir entelektüel var mıdır? Nursi kadar Meşrutiyet’i pratik hayatının bir meselesi yapan ikinci bir aksiyon adamı var mıdır? Said Nursi gibi memleket sathında dolaşarak meşrutiyet ve hürriyetin güzelliklerini anlatan ikinci bir hürriyet havarisi var mıdır?

Bu sorulara verilecek cevap “yoktur” ise; şu hükme ulaşmakta hiç zorluk çekmeyiz:

Bediüzzaman Said Nursi’yi dikkate almadan II. Meşrutiyet’i anlamak mümkün değildir.

Öz

Osmanlı Devleti’nin son asrı hürriyet ve istibdat tartışmalarıyla geçti. Hürriyet nedir? İstibdat nedir? Bu iki kavramın İslam’la ilişkisi nasıl kurulmalıdır? Meşrutiyet İslamî köklere dayandırılabilir mi? Bu ve benzeri soruların cevaplarının arandığı tartışmalar, Yeni Osmanlılar’dan Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar geçen süre içerisinde entelektüellerin meşgul olduğu ve tartıştığı konular olmuştur. İşte istibdat ve hürriyet merkezli teorik tartışmalara katılanlardan biri de Bediüzzaman Said Nursi’dir. Bu yazıda Bediüzzaman’ın meşrutiyetle ilgili pratiklerinden bahsedilmekte ve Bediüzzaman Said Nursi’yi dikkate almadan II. Meşrutiyet’i anlamanın mümkün olamayacağı savunulmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Meşrutiyet, hürriyet, istibdat, Said Nursi

Abstract

The argumentations about freedom and autocracy were the main subjects of the last age of the Ottoman Empire. What is freedom? What is autocracy? What must be the relation of this two concepts with Islam? Can the constitutional monarchy be connected with Islamic roots? These kind of discussions were the main problems which the intellectuals had thought about during the period from the New Ottomans to the end of Ottoman Empire. One of those intellectuals who had discussed theoretically the freedom and autocracy was Bediuzzaman Said Nursi. In this article, we mentioned about the practical contributions of Bediuzaman about constitutional monarchy

Keywords: Constitutional Monarchy, Freedom, Said Nursi

Yukarı