. Ziyaretçi


Okunma Sayısı: 5954

Bu Sayıdaki Diğer Yazılar

Metni Yazdır

KÖPRÜ Dergisini web üzerinden www.kitapyurdu.com adresinden satın alabilirsiniz.

Kampanyamızdan yararlanarak dergimizin eski sayılarına uygun fiyata sahip olabilirsiniz tıklayın.


 KÖPRÜ / Güz 2002 
 Demokrasi Kültürüne Katkı...
 KÖPRÜ / Yaz 98 
 İslamî Hizmet Metodları


Copyright © 2006
KÖPRÜ Dergisi
Her Hakkı Saklıdır

İnsan Hakları
Güz 2006   [ 96. Sayı ]


İnsan Hakları

Human Rights

Mustafa ERCAN

Av., MAZLUM-DER İstanbul Şube Başkanı.

Nedir, Ne Değildir?

İnsan hakları, modern zamanların kavramı. Ancak ilgilendiği alan adalete ilişkin olduğu ölçüde ilk insanla birlikte vardır. İnsanın yaşadığı her yerde, ikinci insanla birlikte bir hak sorunu ortaya çıkar. İnsanın topluluk halinde varlığı ve topluluklarda yaşayan insanların ihtilafları ve yönetenlerin haklara ilişkin tasarrufları hakların temelli sorun olmasını sağlamıştır.

Her topluluk hayata; insan nesli olarak nereden geldiğimize, nereye gittiğimize ve insanın ne olduğuna dair verdiği cevaplarla bir kültür ve medeniyeti inşa etmiştir. İnsanın aidiyeti veya aidiyetteki öncelikleri hakkındaki cevaplar: İnsanın aile, cemaat, devlet, şirket, sivil toplumdan hangisiyle öncelikli olarak tanımlanacağı veya bunlardan hangisinin insanı şekillendireceği veya bu kurumları şekillendirenin hangi insan olacağı gibi konular hakkındaki sorulara verilecek cevaplar, haklar; bu arada insan haklarının ne olduğuna ilişkin vereceğimiz cevapları da belirleyecektir.

Örneğin: Ölüm sonrası hesaba inanmayan veya bunu öne çıkarmayan, bireyciliği öne çıkaran ve kişinin bedeni hakkında sonsuz tasarrufuna inanan bir düşünce sistemi ötenaziyi bir hak olarak değerlendirebilecek iken, öldükten sonra hesaba inanan, bunu önceleyen, bireyi tanısa da ona aile ve toplum içinde karşılıklı sorumluluklar yükleyen bir sistem ötenaziyi bir hak olarak kabul etmeyecektir. Bu nedenle düşünce sistemlerinden bağımsız bir insan hakları alanının varlığı kabul edilemez.

İnsan Hakları Hangi Coğrafyada Ortaya Çıkmıştır?

Batı'da insan haklarının Kant, Hegel, Marks, Locke, Hobbes, Rousseau gibi düşünürlerin düşüncelerinden hayat bulduğu ve bu düşüncelerin bir çerçeveyi yansıttığı; sosyal sözleşme, milli irade, birey, devlet, vatandaşlık gibi kavramların insan haklarının doğumunda önemli olduğu görülmektedir. Aydınlanma düşüncesi olarak bildiğimiz bu düşünce, Antik Yunan düşüncesi, Roma Hukuku ve Hıristiyanlık inancından etkilenmiştir. Bu anlayış ile kendi tarihinde beylere, krallara ve özellikle kiliseye karşı verdiği mücadele sonunda elde ettiği haklara Batı dünyası 'insan hakları' demiştir. İkinci Dünya Savaşından sonra savaşın getirdiği katliam ve yıkım, toplum nezdinde insan haklarının önemini artırmıştır. Bu nedenle İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi metinler ortaya çıkmıştır. Yine bu sözleşmelerin uygulanmasının denetimini sağlamak üzere, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi mekanizmalar geliştirilmiştir. Bu mücadeleyi takdir etmek gerekir.

'İnsan Hakları' Tek midir?

İnsanlık tarihi Batı tarihinden ibaret değildir ve toplumların değişik tecrübe ve birikimleri olmuştur. Buna göre her kültür temel hakları ifadelendirmede ve onu yaşatan değerleri geliştirmede farklılıklara sahip olabilir.

İnsan haklarını tek bir anlayış/söyleme indirgemek ve diğer insanların bu anlayışa teslim ve tabi olmaktan başka bir yolu olmadığını söylemek bir dayatmacılık olacaktır. Bu durum; insan haklarının evrenselliği söyleminde kendine yer bulabilmektedir.

Evrenselliğin; "..Batı dillerindeki karşılığı olan 'universal'ın Latince kökündeki 'unos' (bir) ile 'versum' (dönüştürme) kelimelerinden mürekkep olmasına dikkat çekilerek, 'ektipleştirme' mantığı içinde hareket eden bir 'bir bütün içinde bir kılma' anlamının..." örtülü bir egemenlik oluşturmaya müsaitliği, yaşanılan tecrübe nedeniyle de üzerinde düşünmemizi gerektirmektedir. Bunun karşısına, "cihanşümul"ün "çokluk içinde"liği içerdiği…" çözümlemesi insan haklarının özde aynı olmakla çeşitli ifade şekillerini mümkün kılan bir anlayış olarak görülmektedir. Kültürel göreceliğe ilişkin tartışmaları da bu kapsamda değerlendirmek gerekir. (Bkz; Ahmet Demirhan, İnsan Haklarının Dekonstrüksiyonu: Evrensel Versus Cihanşümul, MAZLUMDER İnsan Haklarında Yeni Arayışlar Sempozyumu, Mayıs 2006, İstanbul)

Batı'da insan hakları liberalizm üzerine gelişiyor. Liberalizm, düşünce olarak, tek bir düşünce metodu olabileceğini dayatıyor insanlara. Her şeyi tartışma alanına çekiyor, insanların kutsalları da dahil. Ama kendisini hiçbir şekilde tartışmaya açmıyor; insan hakları dili, yalnızca liberalizm üzerinden mümkündür gibi. Bu Batı'da yaşayan insanlar için bir şanssızlık. Liberalizm, özgürlük gibi algılanıyor ama bu doğru değil. Tüketme adına, belli bir yaşam tarzına ne isterseniz yapabilirsiniz; ama farklı bir yaşamın olduğunu dillendirdiğinizde bu reddediliyor. Tüm medeniyetlerin kendi tecrübesine uygun olmasını arzu ediyor bu akım. Bu anlamda da bir dayatmacılık var.

'Hakk'ın Dayanağı

İslam düşüncesinde hakların dayanağı; Allah'ın insana emaneti teklif etmesi ve insanın bunu yüklenmesidir. "Kalu Bela"daki misak/sözleşme hakların da kaynağıdır. Emanet, haklar kadar sorumlulukları da gündeme getirmektedir. Emanet kendine ve kendisi dışındaki insan, toplum ve doğa ile sorumlu bir ilişkiyi gerektirmektedir. İnsan fiillerinde özgür davranabilirse de Allah'a hesap verme yükümlülüğü sorumluluğunu pekiştirmektedir.

İslam dini kaynaklı olan geleneksel ilke olan "kendin için istediğini başkası için de iste, kendin için istemediğini başkası için de isteme" sorumluluğun hayata geçirilmesi bakımından ileri bir ilkedir.

Batı düşüncesinde insan hakları kavramının insanı öncelemesine ve bu nedenle birey olan insanın mutlaklığı nedeniyle onun haklarını belirlemede, kendisi dışındaki insan, toplum ve doğayı nesneleştirmektedir. Bunun karşısında 'empati' kendini karşındaki insanın yerine koyma duygusu geliştirilmeye çalışılmaktadır. Ne ki, empatide karşıdakinin yerine koyarak onun ne hissettiğini bilme gayreti, "kendin için istediğini başkası için de iste"deki kadar aktif bir durumda olmayı gerektirmemektedir.

Batı düşüncesinde, hakların dayanağı sosyal sözleşmeye dayandırıldığında; bir varsayım da olsa sözleşmenin gerçekleşme şekli, icap ve kabulün insan topluluğu içinde kimden kime yöneltileceği, sözleşmenin kapsamının her bir kişi veya kişiler açısından nasıl belirleneceği hakkında müphem noktalar vardır. İslam düşüncesinde ise, "Kalu Bela"daki sözleşmede, icabın kimden geldiği, neyi içerdiği ve herkesin aynı sözleşmeyi kabulü ve doğrudan Allah'a karşı sorumluluğu ile diğer insan ve varlıkların haklarına mahiyet olarak aynı derecede riayet etme gereği hiçbir kapalı nokta bırakmamaktadır.

İslam düşüncesi hakları bir bütün olarak ele alan ve yaşatan bir yaklaşımın sahibidir. Hüseyin Hatemi'nin 'maun düzeni' dediği bir düzene sahiptir, İslam. Yani temel hakları saymakla yetinmemiş, onları hakikat alanına çıkaracak şekilde imkanlarla donatmıştır. Örneğin yaşam hakkı başta olmak üzere diğer temel hakların yaşanılabilmesi, imkan dahiline girmesi için infak, zekat yoluyla teşvik edilmiştir. İslam, haklar yanında sorumlulukları da önde tutmaktadır. Örneğimizdeki gibi infak ve zekat imkanı olan için bir sorumluluk olmaktadır. Benzeri örnekler çoğaltılabilir.

İnsan Hakları ve Uygulama Sorunları

Yukarıda bahsettiğimiz insan haklarının kaynağına ilişkin farklı düşüncelere karşın; insanın doğuştan var olan haklara sahip olduğu düşüncesi, her kültürde ve medeniyette var olmuştur. Bu nedenle, en azından ana başlıklar için düşünüldüğünde insanlığın ortaklaşacağı bir haklar alanı mevcuttur. Can, mal, akıl, nesil, din alanlarında hakların kabulü ve diğer insanlara ve yönetimlere sorumluluk yüklemek konusunda ortaklaşmak mümkün görülmektedir.

Uluslararası Düzlemde Uygulama Sorunları

İnsanlığın ortaklaştığı alanlarda dahi, ona riayet etmeme ve özellikle çifte standart uygulaması gündeme gelmektedir. Özellikle uluslararası düzlemde çifte standart daha çok göze batmaktadır. Bugün için uluslararası düzeni sağladığını ileri süren ABD ve AB ülkeleri çifte standartta özellikle 11 Eylül olayından sonra sınır tanımamaktadırlar.

11 Eylül'den önce hiç değilse kamuoyuna yanlış bilgi vererek manipüle etme, kendilerini iyi gösterme gayreti içindeydiler. 11 Eylül'den sonra ise bu gayretlere bile ihtiyaç duymadıklarını, doğru bildikleri neyse onu yapacaklarını ilan ettiler. 11 Eylül'den sonraki konuşmasında Bush, artık uluslararası hukuk mekanizmaları vesaire dinlemeyeceğini, terörle mücadele için bildiği şeyi yapacağını söylüyordu. Bu söylemi toplumlara yönelik sahici de olamayan özgürlük-güvenlik ikilemi takip etmiş ve bu nedenle insan haklarından sarfınazar edileceğini de ilan etmişlerdir. Bu sahici olmayan ikilem insan haklarına hiçbir şekilde, şeklen dahi, riayet edilmeyeceğinin bir delilidir.

BM düzeninde veto yetkisine sahip ülkelerin varlığı çifte standartlara da kaynaklık etmektedir. Batı dışı ülkeler hakkında ve de özellikle Ortadoğu ülkeleri hakkında çifte standart had safhadadır. Bölgede her türlü saldırganlığı yapan, insanların hayatını kasten yok eden İsrail hakkındaki uygulamalar çifte standardın zirveye vurmasına neden olmaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa'da insan haklarının yerleşmesinde çok önemli bir misyon üstlenmiş iken; söz konusu davalar Türkiye ve İslami konular olduğunda çifte standarda düşebilmektedir. Refah Partisi davası, Leyla Şahin davası, hatta Kıbrıs davası bunun örneklerindendir. Bu kararlarında mahkeme, diğer kararlarının aksine şiddet içermeyen düşüncelerin yerinde olup olmadığına karar verme cüretini kendisinde görmüştür.

Avrupa siyasal organlarının ve STÖ'lerinin de Türkiye'de insan hakları sorunlarıyla ilgilenirken seçmeci davrandıkları iddiası dayanaksız sayılamaz.

Ne Yapalım?

Uluslararası arenadaki bu çifte standart karşısında ne yapmalıyız? Kabul edelim ki, çifte standart sahipleri devletler, hükümetlerdir. Toplumları bütünüyle genellemeye dahil etmek haksızlık olacaktır. O halde siyasal dünyanın verilerinin farkında olarak, insanlık ailesinin tüm mensupları ile sorunlarımızı paylaşmaya, konuşmaya devam etmeliyiz. İnandığımız, bildiğimiz, teklife değer gördüğümüz düşüncelerimizi birbirimize açmalıyız. Teklif ve düşünce açıklama hakkı karşılıklı olarak devam etmek zorunda. Aksi halde insanlık kısır bir döngüde kalmaya ve sonu felaket olan çatışmalara mahkum olabilir.

Ülkemiz Açısından Sorunlar

Ülkemiz hak ve özgürlükler bakımından zor zamanlardan geçmektedir. Özellikle düşünce ve ifade özgürlüğü, cezaevleri sorunları, din ve vicdan özgürlüğü halen ciddi bir sorun olarak devam etmektedir. Eski TCK 312, 159, Terörle Mücadele Kanunu, 5816 sayılı kanun halen ifade özgürlüğü alanındaki ihlal nedenlerinin başında gelmektedir. Dernekler Kanunu, Basın Kanunu ve kısmen yeni TCK'daki yasal iyileştirmeleri ve yaşam hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği ve işkence konularındaki görece iyileşmeyi söylemeden geçmek eksiklik olacaktır.

Yasal mevzuattaki görece iyileşmeye karşın uygulama sahiplerinin hak ve özgürlükleri öncelemeyen tutumu esaslı bir sorun olarak devam etmektedir.

Ülkemiz açısından en önemli sorun ise, ABD, AB ve üyesi ülkelerin yer yer siyasal nitelikte haksız müdahalelerinin insan hakları gerekçesine dayanması nedeniyle, insan hakları adına yapılan işlerin ve söylemin hep aynı zarar verici nitelikte kabul edilmesidir. Bunda bürokrasi ve merkez medya tabir edilen çevrelerin kampanyalarının etkili olduğu açıktır. Bu kampanyaların ülkemizdeki özelleştirme gibi ekonomik alan ve Güneydoğu'muzdaki yanlış uygulamaların sahibi kadroların sorumluluğunu örtme niyetiyle yapıldığı açıktır.

Sorumluluk makamındaki insanların her olay sonrasında insan haklarını sorumlu göstermeleri bir yanıltmacadan ibarettir. Burada siyasal sorunlar ile haklar sorununun kasten karıştırılarak bir arada gündem yapıldığı ve siyasal talep sahipleriyle, haklar sorununu gündem yapanların birlikte mütalaa edildiği görülmektedir. Bu durum tersinden de işleyebilmektedir. Siyasal nitelikteki talep sahipleri bu taleplerini insan hakları kategorisi olarak sunmaktadırlar. Bu da üzerinde detaylı düşünülmediğinde bir karmaşa görüntüsü yaratmaktadır. Bu karmaşanın bizi iyi bir yere götürmeyeceği açıktır. Bu nedenle sorunlarımız hakkında daha çok bilgi sahibi olmak ve düşünmek zorundayız. Ki, doğru çözümleri bulalım ve kimseye haksızlık etmeyelim.

Her ülkenin sorunu olduğu gibi sorunlarımız vardır. Şu halde bu sorunları konuşacak bir ifade özgürlüğü ortamına sahip değilsek, hak ve özgürlükleri yaşatma ve haksız olanı ayırt etme imkanından yoksun kalırız. Bu da bizim iyiliğimize olan bir durum değildir.

Her toplum gibi adalete olan ihtiyaç tartışmasızdır. Adaletin hakkıyla sağlanmasına aracılık etmek üzere insan hakları sahiplendiğimiz bir değer olmalıdır.

Öz

İnsan hakları, modern zamanların kavramı; ancak ilgilendiği alan adalete ilişkin olduğu ölçüde ilk insanla birlikte vardır. İnsanın yaşadığı her yerde, ikinci insanla birlikte bir hak sorunu ortaya çıkar.

İnsanın aidiyeti veya aidiyetteki öncelikleri hakkındaki cevaplar haklar; bu arada insan haklarının ne olduğuna ilişkin vereceğimiz cevapları da belirleyecektir.

Bu makalede "insan hakları"nın ne olduğu tartışılırken insan haklarının tek bir anlayış/söyleme indirgenemeyeceği vurgulanmakta, devamında da "hakk"ın dayanağı gözler önüne serilerek insan haklarıyla ilgili uygulama sorunlarına dikkat çekilmekte ve bu hususlarda neler yapmamız gerektiği anlatılmaktadır.

Anahtar Kelimeler: İnsan hakları, hak, adalet, aidiyet

Abstract

Human rights are a concept of the modern times; however, if this concept takes care of justice, as it exists since Adam. Everywhere if human being exists, then the appearance of the second person brings about a problem of right.

The answers about affiliation of man and the priorities in this affiliation would determine the answers we will find out about the rights, in this context, human rights.

This article discusses the features of "human rights" and emphasizes that it can not be reduced to a single understanding/discourse. Following that, the base of "right" has been examined. The author also draws our attention into the problematic areas of application in human rights and tells us what we should do at that point.

Key Words: Human rights, right, justice, affiliation

Yukarı