. Ziyaretçi


Okunma Sayısı: 10726

Bu Sayıdaki Diğer Yazılar

Metni Yazdır

KÖPRÜ Dergisini web üzerinden www.kitapyurdu.com adresinden satın alabilirsiniz.

Kampanyamızdan yararlanarak dergimizin eski sayılarına uygun fiyata sahip olabilirsiniz tıklayın.


 KÖPRÜ / Yaz 2008 
 Meşrutiyet'in 100. yılında Türkiye Demokrasisi
 KÖPRÜ / Bahar 2004 
 Said Nursi


Copyright © 2006
KÖPRÜ Dergisi
Her Hakkı Saklıdır

Ahlak
Yaz 2006   [ 95. Sayı ]


Meslek Ahlâkı ve Medya

The Professional Ethics and Media

Ufuk Özdemir

Dr.

"Gazeteler iki kıyas-ı fasid cihetiyle ve haysiyet kırıcı bir neşriyat ile ahlâk-ı İslamiye'yi sarstılar ve efkar-ı umûmiyeyi perişan ettiler. Ben de, gazetelerle, onları reddeden makaleler neşrettim. Dedim ki: 'Ey gazeteciler! Edibler edepli olmalı; hem de, edeb-i İslamiye ile müteeddib olmalı. Ve onların sözleri, kalb-i umûmi-i müşterek-i milletten bîtarafane çıkmalı. Ve matbuat nizamnamesini, vicdanınızdaki hiss-i diyanet ve niyet-i halise tanzim etmeli."

Divan-ı Harbi Örfi, ss. 25-26

1. Ahlâk

Ahlâk terimi "insanın iyi veya kötü olarak vasıflandırılmasına yol açan manevi nitelikleri, huyları ve bunların etkisiyle ortaya koyduğu iradeli davranışlar bütünü; bu konularla ilgili ilim dalı" olarak tarif edilmektedir.

Ahlak Arapça'da 'seciye, tabiat, huy' gibi manalara gelen hulk veya huluk kelimesinin çoğuludur. Sözlüklerde çoğunlukla insanın fizik yapısı için halk, manevi yapısı için hulk kelimelerinin kullanıldığı kaydedilir. Başta hadisler olmak üzere İslami kaynaklarda hulk ve ahlâk terimlerini genellikle iyi ve kötü huyları, fazilet ve reziletleri ifade etmek üzere kullanılmış, özellikle iyi huylar ve faziletli davranışlar hüsnü'l-huluk, mehâsinü'l-ahlâk, mekârimü'l-ahlâk, el-ahlâkü'l-hasene, el-ahlâku'l-hamîde, kötü huylar ve fena hareketler ise sûü'l-huluk, el-ahlüku'zemîme, el-ahlâku's seyyie gibi terimlerle karşılanmıştır.

Ayrıca ahlâk yanında yeme, içme, sohbet, yolculuk gibi günlük hayatın çeşitli alanlarıyla ilgili davranış ve görgü kurallarına, terbiyeli, kibar ve takdire değer davranış biçimlerine, bunlara dair öğüt verici kısa ve hikmetli sözlere ve bu sözlerin derlendiği eserlere edep veya âdâb da denilmiştir. İslami literatürde edep terimi ilk dönemlerden itibaren özel davranış alanları hakkında kullanılırken ahlâk, tutum ve davranışların kaynağı mahiyetindeki ruhi ve manevi melekeleri, insanın ruhi kemalini sağlamaya yönelik bilgi ve düşünce alanını ifade etmiştir.1

Ahlâki değer yargılarının temelinde gerçek yargısının bulunması, her insan için geçerli olabilecek ahlâki kuralların araştırılması sonucunu doğurmuştur. Çeşitli ideolojiler, kendi ahlâki değer yargıları öğretilerini kurmuşlardır. Toplumdaki davranış kuralları yanında (ahlâki töreler) ahlâkın nasıl olması gerektiği hakkından teklifler yapılmış "ahlâk felsefesi"nden, "teorik ahlâk"tan "etik"ten söz edilmiştir.

Diğer taraftan ahlâki değer yargılarının temelinde gerçek yargısının yatmakta olduğunu sezen bazı düşünürler de bilime dayanan ahlâk öğretileri kurmaya çalışmışlardır. Ne var ki, insanların yargıları çeşitli önyargılar çıkarır, "beyin yıkama eylemleri", kültür ve idrak seviyesi gibi faktörler dolayısıyla gerçek yargıları alanında bile birbirinden farklılaşır. Sigaranın ve içkinin zararlarını bazı bilim adamları kesinlikle tespit etse bile, herkes bu yargılara gerçek yargıları alanında dahi katılmak istemez.2

Ahlâk, toplumda yerleşmiş değer yargılarıdır. Ahlâkî değer yargıları, "iyi" veya "kötü" sübjektif ve temelsiz değer yargıları değildir. Ahlâkî kurallara uymamak, topluma ve bireye son çözümlemede mutlaka zararlıdır. Bir eylemin "zararlı" olması ise bir değer yargısı değil, bir "gerçek" yargısıdır. Şu halde ahlâkî değer yargılarının temelinde, diğer değer yargılarından farklı olarak bir gerçek yargısı vardır; ahlâka aykırı davranış zararlıdır. Şu halde ahlâka aykırı davranış "zararlı" olduğu için "kötüdür". Ahlâki değer yargılarının temelinde gerçek yargısının bulunması, her insan için geçerli olabilecek ahlâkî kuralların araştırılması sonucunu doğurmuştur.

Ahlâkın ilgisiz kaldığı insani davranışlar alanı yoktur. Mesleklerin de toplum içinde bir görevi vardır. Bu meslekler ancak toplum için yararlı oldukları ölçü ve alanda meşru olurlar. Topluma "zarar" verildiği anda, sınırın aşıldığı anda, topluma kendisini savunma hakkı ve görevi verilmiş olur. Basın mesleği de bu kuralın dışında kalamaz.3

Son dönemde ahlâk yerine etik kavramı kullanılmaktadır. Özellikle meslek ahlâkı söz konusu olduğunda "meslek etiği" kavramı önceki kavramın yerini almaktadır. Bunun pek çok sebebi vardır. Ahlâk kavramının dini çağrışımlar yapması ve 'etik'in daha seküler bir kavram olması nedeniyle kullanıldığı açıktır. Özellikle Türkiye gibi kavramların daha çok ideolojik açıdan yorumlandığı ülkelerde bu kullanım daha çok ortaya çıkmaktadır.

2. Meslek Ahlâkı-Medya Ahlâk Anlayışı

Gazetecilik mesleğinin ortaya çıkması, önem kazanması ve gelişmesiyle birlikte; başta kurumsallaşma olmak üzere, tekelleşme, medya sahiplerinin medya dışı işlere girmesi, ekonomik ve siyasi çıkar alanlarına yönelmesi gibi genel ve yalan haber, manipülasyon (yönlendirme) amaçlı haber, özel hayatların gizliliğinin ihlâli, kişisel çıkarlar, kamu yararının gözardı edilmesi vb. mesleğe yönelik bir dizi özel sorunlar baş göstermiş; bunların çözümü için öncelikle hukukî düzenlemeler akla gelmiş, yapılmış; bu düzenlemelerin yetersizliği, sakıncaları ve özellikle de 'basın özgürlüğü' kavramı etrafında etik kodlar geliştirilmesi gereği ortaya çıkmıştır. Medya kuruluşlarının kendilerinin veya üst meslek kuruluşlarının okurun güvenini kazanmak ve korumak amacıyla ortaya koyduğu 'etik kodlar' temelde gazetecilik mesleğinin korunması çabalarından doğmuştur.4

Anlamı, toplumlara hatta kişilere göre değişmekle birlikte etik, birey davranışlarıyla ilgili kullanılan ahlâk terimlerini, ahlâki yargıları incelemekte, bireylerin ahlâki tutumlarının ardında yatan yargıları ele almaktadır.5 Latince 'ethicus'dan gelen sözcüğün, dilimizdeki karşılığı ise 'törebilim' olarak ortaya konmuştur. Buna göre törebilim; iyi-kötü, yararlı-yararsız, sorunları inceleyen, töresel bir davranış yasası geliştiren inceleme dalıdır.6 Bir başka yazar ise, bu tanımı daha geniş bir çerçevede şu şekilde ifade etmektedir: 'İnsan davranışlarının nasıl olması gerektiğini inceleyen disiplin.'7

Meslek ahlâkı konusunda Emile Durkheim'in görüş ve düşünceleri de bu bağlamda önem taşımaktadır. Durkheim'e göre, toplumsal hayatı düzenleyen ahlâk ve hukuk kurallarının ortak bir noktası bulunmaktadır: Müeyyide (yaptırım). Müeyyide de ahlâkın temel unsurudur. Bu noktada 'Ahlâkın öteki alanlarına göre meslek ahlâkının genel özelliği nedir?' ve 'Her meslek ahlâkının kurulması ve normal olarak işlemesi için zaruri olan şartlar nelerdir?' soruları üzerinde duran Durkheim, meslek ahlâkının temel ayırdedici özelliğinin 'kamu vicdanının ona gösterdiği ilgisizlik' olduğunu belirtir. Dolayısıyla, Durkheim'e göre, 'meslek ahlâkı cemiyetin bütün uzuvları arasında ortak olmadığı için bu kurallara uyulmaması genel tepki doğurmaz'.8 Toplumun ilgisizliğine karşı bu kuralların işleyişine nezaret edecek bir takım gruplara ihtiyaç bulunmaktadır. Aynı meslekten bireylerin veya kuruluşların bir araya gelmesiyle kurulan meslekî grupların, meslek ahlâk kurallarının uygulanmasında önemli rolü vardır. Bu kurullar ne kadar sağlam ve teşkilatlı kurulmuş olurlarsa, meslek ahlâkı açısından vicdanlar üzerindeki otoritesi de o denli fazla olur, meslek ahlâkı da o kadar gelişir ve sayılır.9

Meslek ahlâk kuralları da eksiksiz ve sağlam bir düşünce içinde, temel ahlâk kurallarına dayanır. Bazıları çeşitli mesleklerin ahlâki davranış kuralları arasında çelişki bulunduğunu sanırlar. Hatemi'ye göre "Çelişki söz konusu değildir. Temel ahlâk kurallarının farklı şartlar ve somut olaylara uygulanmasının görünüşte bazı farklar meydana getirse de bu farklar bizi aldatmamalıdır."10

Peki bir mesleği ya da gazeteciliği etikle bu kadar ilgili kılan husus nedir. Başka meslekler söz konusu olduğunda gündeme gelmeyen, ahlâk ya da etik kavramı, gazetecilik söz konusu olduğunda neden önem kazanmaktadır. Bunu anlayabilmek için gazetecilik mesleğinin niteliğine göz atmak gerekecektir.

Bu durum gazetecilik mesleği açısından gerçekten doğrudur. Gazetecilik uygulamalarının büyük bir kısmı özgürlük, yansızlık, doğruluk, dürüstlük ve mahremiyet gibi kaçınılmaz olarak etikle ilgili olan kavramlarla tanımlanıp incelenmelidir. Medya ile ilgili bu kadar çok tartışmanın bağlamını oluşturan demokrasi bile, toplumsal ve siyasal örgütlenmenin en doğru ya da en iyi biçimiyle ilgili olduğu için gerçekten etik bir terimdir.11 Demek ki etik, gazetecilikten ayrılamaz ve etikle ilgili tartışmalar, uygulamaları ve sorunlarıyla birlikte gazeteciliği anlamanın bir parçası olmalıdır.12

Besley ve Chadvick medya etiği konusuna yaklaşımlarında 'kalite' boyutuna vurgu yapmaktadırlar. Gazeteciliğin hatalı uygulamalarından men edilip, gazetecilerin yaptıklarından sorumlu tutulmalarını sağlayacak bir davranış kodu üzerinde durmanın, basında kalitenin kontrolüyle ilgili bir başlangıç olabileceği üzerinde duran yazarlar, sorunun; kodun içeriğinin ne olacağı, geniş bir alana yayılan ilkelerle mi olacağı yoksa daha kapalı, ayrıntılı tanımlamalarla mı belirleneceği, olduğunu ifade etmektedirler. Kısacası sınır çizgisinin nereden geçeceğini merak etmektedirler.13 Yine yazarlarca, bu noktada sorunun bir başka boyutu olarak da, 'kodun olumlu mu, olumsuz mu, etik olmayan bir davranışı önlemeye mi, yoksa etik davranışın geliştirilmesine mi yönelik olacağı' üzerinde durulmaktadır. Mesela, 'Yalan söyleme' ile 'gerçeği söyle' aynı şey değildir. Sessiz kalarak, yorum yapmayarak, konuyu değiştirerek yalan söylemekten kaçınılabilir; ama yalanı söylemiyor olmak ne günlük hayatta, ne de gazetecilikte yeterli bir ilkelilik olarak görülemez.14 En son olarak da tartışılan konu, etik bir davranış kodunun hangi temele dayanacağı üzerinde odaklanmaktadır. Yazarlara göre, 'Etik, yalnız bir davranış kodu değildir, artı ya da eksi yaptırımları olabilir. Yalnızca izlenmesi gereken kurallardan da ibaret değildir. Daha çok, insan davranışlarının doğruları ve yanlışlarıyla ilgili ilkelerin makul kuramlara dayanarak nesnellik ve tarafsızlıkla uygulanmasıyla ilgilidir.'15

Medya ahlâk kodları veya ilkeleri ise, bu perspektiften hareketle, genel anlamda, yasal düzenlemelere de tekabül etsin veya etmesin, meslekte olanların uymak durumunda bulunduğu davranış kurallarını ifade etmektedir. Dar anlamda ise, mesleğin kendi kendisine ürettiği ve üyelerinin uymaları gereken kurallar manzumesidir. Bu kodların kaynağı, meslekî gelenekler, mahkeme kararları, basın şeref divanları veya basın konseyleri vb. meslek örgütleri olduğu gibi, bizatihi medya kuruluşlarının kendiliklerinden üstlendikleri yükümlülükler olabilir.

Basın ahlâk kodlarını veya ilkelerini dört genel kategori içerisinde değerlendirmek de mümkündür.

a) Her meslekte olduğu gibi, yalnızca basın mesleğinde olanları ve meslek örgütlerini ilgilendiren kodlardır. Burada meslek ürününün yüceltilmesi, meslek çıkarlarının korunması, fikri haklara saygı (yazı aşırma yasağı) ve ortak zihniyet gösterme zorunluluğu gibi kuralları sıralanabilir.

b) Her türlü ifsat girişimlerini reddetme, gerçeğin aranması, haberin yorumdan ayrılması, doğru olmayan haberlerin düzeltilmesi zorunluluğu, manevî dini duygulara saygılı olma, başkalarının haklarına saygılı olma gibi, halkla ilişkileri düzenleyen kurallar.

c) Kişiyle olan ilişkilerde uygulanan kurallar: Hakaret ve sövmenin, din, ırk, etnik köken, siyasal tercih, cinsiyet vb. nedenlerle ayrım yapılmasının yasaklanması.

d) Devlet ve uluslararası toplulukla ilişkileri belirleyen kurallar: Basın özgürlüğünü ve meslekî sırları savunma, insan hakları, barış, uluslararası işbirliği anlayışından yana tavır takınma.16

20. yüzyılda gazetecilikle ilgili ortaya çıkan başka olgular da vardır. Bunlardan biri milyonlarca okuyucuya ve izleyiciye seslenen kitle iletişim araçlarının büyük ekonomik işletmeler haline gelmesidir. Basın artık büyük yatırımlar gerektiren bir kuruluştur. Bu gelişim önce ABD'de kendini göstermiş ve iletişim alanında tekelleşme diye bilinen eğilimler önce bu ülkede ortaya çıkmıştır.

Bu gelişmelerde basını doğrudan ilgilendiren nokta oynadığı rol konusudur. 20. yüzyılda gazeteci her zamankinden daha çok kitle iletişim aracının sahibi olan kişi ya da grubun ücretli elemanı durumundadır. Bu ilk bakışta doğal gelebilir, ancak gazetecilerin bu yüzyılın başında en gelişmiş batı toplumlarında kamuoyunu biçimlendirmede çok etkili oldukları düşüncesiyle çelişkili görünmektedir. Gazeteciler bu nedenle medyanın sahiplerinin değişen çıkar durumlarından etkilenmemeyi düşünmeye başlamışlardır.

Dünyanın her ülkesinde basın için bir takım imkân ve imtiyazlar tanındığı gibi, yasal yönden de belirli yaptırımların getirildiği ve böylelikle, basın hürriyetini kısıtlayıcı veya geliştirici önlemler alındığı bilinen bir gerçektir.

Basın mensupları bu imkân ve ayrıcalıkları koruyabilmek ve yasa hükümlerinin cezai yaptırımlarından korunabilmek için kendi aralarına karışan ve gazetecilik mesleğinin itibarını ve güvenini sarsıcı davranışlarda bulunan kişileri, meslekî bir disiplin altına almak istemişlerdir. Basın özgürlüğünün önündeki en büyük engellerden birisi, medyanın içinde yer alarak, bu mesleğe tanınan hak ve ayrıcalıkları kendi çıkarları için kullanabilecek olan basın mensuplarıdır.

Bu nedenle basının içinde yer alabilecek bu türdeki her toplum ve meslekte olabilecek kötü niyetli kişileri denetleyebilecek, ayrıca basının devlete karşı özgürlüğünü savunabilecek, toplum önünde basının saygınlığını koruyabilecek bir kuruma ihtiyacı vardır. Bu da basın ahlâk yasalarının hazırlanması ve özdenetim kurumlarının oluşturulmasıyla mümkün olabilir.

Bundan dolayı, hemen her ülkede, milletlerarası alan dahil olmak üzere gazeteciler arasında ahlâk yasalarının belirlenebilmesi maksadıyla girişimler gerçekleştirilmiş, projeler hazırlanmış hatta Birleşmiş Milletler'in bir alt komisyonu "Milletlerarası Basın Ahlâk Yasası"nı belirlemeye çalışmıştır.

Basında özdenetimin sağlanması ve bu bağlamda ahlâk yasalarının oluşturulması pek çok yerde kolay gerçekleşmemiş, basın mesleği içinde yer alanlar kendilerini sınırlama yönündeki her türlü girişime karşı tepki göstermişlerdir. Kendi kendilerini "denetim", pek hoş bir uygulama olarak görülmemiştir. Bu durumda basının sorumluluğu daha da artmakta ve basın meslek ahlâkı kavramı ön plana çıkmaktadır.

Basında ahlâk konusunun gündeme gelmesi 20. yüzyılın başlarında ve ilk kez çağdaş kitle iletişim araçlarının geliştirildiği Batılı ülkelerde olmuştur. Ahlâk normlarının kontrol aracı vicdandır. Vicdan bazı ahlâk normlarının içten, doğru ve zorunlu olarak kabul edilmesi ve bu kuralların ihlâli halinde bir sorumluluk duygusunun meydana gelmesi demektir.17 Bu nedenle ahlâk kurallarının uygulanması herhangi bir kurum ve kuruluşun değil, insanın kendi vicdanının kontrolüne bağlıdır. İnsanın kabul ettiği ahlâk kurallarının denetleyicisi, insanın kendisidir.

Bütün bunlara rağmen basın mesleğinin diğer mesleklerden farklı yanlarının olması, basın özgürlüğünün sağlanması konusunda gösterilen hassasiyetler ve basının üzerinde yasaklayıcı normların konmasına karşı çıkılması gibi nedenlerden dolayı basın mensuplarının belirli kurallar oluşturarak bu kurallar çerçevesinde meslekî ilkeler saptamalarını geciktirmiştir. Günümüzde bile bu konu tartışılmakta, gazetecilerin bir kısmı basının toplumu bilgilendirme ve aydınlatma görevine zarar vereceği gerekçesiyle, basın mensuplarını bağlayıcı belirli normların oluşturulmasına karşı çıkmaktadırlar.

Pek çok ülkede basının kendini denetimi yolunda atılan adımlar genellikle "basın ahlâkı" çerçevesinde toplanmaktadır. Bu girişimleri bir sistem çerçevesinde açıklayan toplumsal sorumluluk kuramıdır. Daha doğru bir deyişle, özdenetim bir yandan özgürlük diğer yandan ise ahlâk çerçevesinde değerlendirilmek istenmektedir. Aslında meslek ahlâkı konusu ve sorunu ilk çağlardan günümüze kadar hemen hemen her toplumda görülen bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Basın özgürlüğü denilince, demokrasinin bütün kurum ve mekanizmalarına yürekten inanan bir inanç sistemi içinde kişiyi ve dolayısıyla kişisel hak ve özgürlükleri temel alan bir özgürlük akla gelmektedir. Basın ahlâkı ise basın özgürlüğünü koruyabilmek ve sürdürebilmek için var olması gerekli bir ahlâk anlayışıdır. Hiç kuşkusuz, özgürlüğe ihtiyaç duymayanların ahlâka da ihtiyaçları yoktur. Kısacası, basın için özgürlük ilk ve kaçınılmaz şarttır. Özgürlük gerekli olduğu için de belli bir basın ahlâkı anlayışı korunmalı ve bu konuda bir ortak anlayış bulunmalıdır.18

Sonuç

Günümüzde, dünyadaki baş döndürücü teknolojik gelişmeler, ekonomik ve siyasal yapılardaki hızlı değişmeler bizi bambaşka bir noktaya taşımaktadır. Geçmişte yerleşmiş kavramlar bu gelişmeler karşısında anlamını kaybetmekte, yeni kullanılan kavramlar da bir süre sonra eskimekte/eskitilmektedir. 1970'lerde altyapısı hazırlanan, 1980'li yıllarda etkin olmaya başlayan yeni liberalizm, küreselleşme adı altında hakimiyetini ilan etmekte ve bunun medeniyetin sonu olduğu vurgusu yapılmaktadır.

Son dönemde medyanın da etkisiyle toplumlarda yerleşmiş değer yargıları hızla değişmekte, ahlâk kavramı da bu değişimden nasibini almaktadır. Dünyayı saran bu değişim rüzgarı sadece siyasal yapıları değil, insanların dünyaya bakış tarzlarını, dünyayı algılayış biçimlerini ve sahip oldukları değerleri de dejenere etmektedir. Tüketimin egemen olduğu bir hayat tarzı hızla yayılmakta, üretim-tüketim ilişkisi içinde bambaşka değer yargıları toplumlara empoze edilmektedir.

Bu anlamda ahlâk sorunu günümüzde insanlığın en önemli meselesi haline gelmiştir. Ahlâk "zamana göre, toplumlara göre değişir" anlayışıyla, manasızlaştırılarak tamamen etkisiz hale getirilmek istenmektedir. Bu anlamsızlaştırma toplumlarda ve bireylerde ahlâkın etkisini zayıflatmakta, uzun süreçte ayrım yapmaksızın toplumun her kesimini tehdit eden bir unsur haline gelmektedir.

Değerleri dejenere etme ve değerleri değersizleştirme günümüzün en önemli meselesi olarak görülmektedir. Bu çerçevede sadece değer yargılarından oluşan ahlak da bu dejenerasyondan büyük ölçüde etkilenmektedir.

Bu sebeple ahlakın en önemli kaynağının din olduğu mutlaka ısrarla vurgulanmalı, ahlaki alandaki zafiyetin aslında dini alandaki zafiyetten kaynaklandığı hususu gözardı edilmemelidir.

Genel ahlak kavramı içinde meslek ahlakı da önemli bir yer işgal etmektedir. Dünyadaki değişimin en önemli etkeni olan medyada da meslek ahlakının uygulanması sağlıklı bir toplum yapısı açısından elzemdir.

Kitle iletişim araçları, günümüzde demokrasinin ve toplum yaşamının vazgeçilmez unsurlarındandır. Bu araçların toplumun bilgilendirilmesine ve olaylardan haberdar edilmesine, sağlıklı bir kamuoyunun oluşturulmasına katkıda bulunmak gibi önemli görevleri vardır. Kamuoyunun fikir, kanaat ve eleştirilerinin yöneticilere ulaştırılması, yöneticilerin mesajlarının da kamuoyuna iletilmesi açısından demokratik sistemin sağlıklı işlemesini sağlayan kurumlarından biri olarak görülen kitle iletişim araçları aynı zamanda büyük bir sorumluluk da taşımaktadırlar.

Özellikle son dönemde yazılı, sesli ve görüntülü basının gücü ve önemi çok artmıştır. Kamu görevi yapan basın hem kendisinden, hem de basına tanınan hak ve özgürlüklerden kaynaklanan büyük gücü, sorumluluk bilinciyle ve kamu yararını gözetecek biçimde kullanmalıdır. Bu güç kötü niyetli ve ilkesiz kişilerin elinde, kendi çıkar ve menfaatleri için kullanılarak toplumun ve demokrasinin zararına sonuçlar doğurabilir.

Toplumun serbestçe bilgilendirilmesi ve aydınlatılması açısından demokrasinin temel koşullarından olan basın özgürlüğü yine demokrasinin temel koşullarından olan insan hak ve özgürlüklerine de zarar vermeyecek biçimde uygulanmalıdır.

Medyanın elinde bulunan bu gücün ve sorumluluğun kullanılması, basının toplum ve devlet karşısında büyük bir güç durumuna gelmesinden beri tartışılmaktadır. Özellikle demokrasilerin gelişmeye başladığı, insan hak ve özgürlüklerinin ön plana çıktığı 20. yüzyılın başlarından itibaren basının elindeki bu gücün gene basın tarafından denetlenmesi, ulaşılabilecek en ideal çözüm yoludur. Basın mensuplarının uyacakları basın meslek ilkeleri ve özdenetim mekanizması bu nedenle uygulamaya konulmuştur. Basın meslek ilkeleri ve özdenetim mekanizması hem basın özgürlüğünü korumakta, hem de bu özgürlüklerden kaynaklanabilecek olumsuz sonuçların yine basının kendisi tarafından ortadan kaldırılmasını öngörmektedir.

Medyanın denetimi konusunun, kitle iletişim araçlarının ve 'gazetecilik' mesleğinin ve dolayısıyla 'habercilik'in ortaya çıkışına kadar uzanan bir geçmişi bulunmaktadır. Başta hukukî ve idarî düzenlemelerle belli kurallar çerçevesine oturtulmak istenen 'gazetecilik' mesleği, basın özgürlüğü kavramının doğuşu ve gelişmesiyle birlikte kendi meslek etiğini oluşturmak ve özgürlüğünü devletten gelecek olanlar da dahil olmak üzere her türlü dış müdahaleden korumak istemiştir. Zaman içerisinde, ülkeden ülkeye bazı farklılıklar göstermekle birlikte önemli ölçüde de benzeşen kurallar ortaya çıkmıştır.

Günümüzde, genellikle ülkelerin basın konseyleri, cemiyetleri gibi meslek örgütlenmelerinin en üstünde yer alan kuruluşlar tarafından zaman zaman gözden geçirilerek güncelleştirilebilen 'etik kodlar' yaygınlaşmıştır. Hatta, bazı ülkelerde, medya organlarının genel meslek etik kurallarının dışında, kendilerini sınırlayan veya kayıtlayan 'kurum içi meslek kuralları' koyduklarını ve bu kurallara uyulmasında sıkı bir denetim mekanizması oluşturdukları görülmektedir.

Öz

Ahlâkın ilgisiz kaldığı insani davranışlar alanı yoktur. Mesleklerin de toplum içinde bir görevi vardır. Bu meslekler ancak toplum için yararlı oldukları ölçü ve alanda meşru olurlar. Topluma "zarar" verildiği anda, sınırın aşıldığı anda, topluma kendisini savunma hakkı ve görevi verilmiş olur. Basın mesleği de bu kuralın dışında kalamaz.

Gazetecilik mesleğinin önem kazanması ve gelişmesiyle birlikte; başta kurumsallaşma ve tekelleşme olmak üzere; ekonomik ve siyasi çıkar sağlamaya yönelik yalan haber, manipülasyon (yönlendirme) amaçlı haber, özel hayatların gizliliğinin ihlâli, kişisel çıkarlar vb. gibi mesleğe yönelik bir dizi özel sorunlar baş göstermiştir. Bunların çözümü için öncelikle hukukî düzenlemeler yapılmış; bu düzenlemelerin yetersizliği ve sakıncaları nedeniyle özellikle de 'basın özgürlüğü' kavramı etrafında etik kodlar geliştirilmesi gereği ortaya çıkmıştır.

Bu çalışmada öncelikle ahlak kavramının tanımı yapılarak meslek ahlakı ve medya-ahlak ilişkisi üzerinde durulmaktadır. Devamında basın ahlak ilkelerine yer verilerek basın özgürlüğü etrafında etik kodlar geliştirilmesinin önemi vurgulanmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Ahlak, meslek ahlakı, medya, etik kodlar, özgürlük

Abstract

Ethical behavior feels itself responsible for every sphere of the human behaviours. Even the professions have a mission within society. Those professions are only legitimate to the degree and in the place that they are beneficial for society. When society has been damaged, borders are surpassed, society acquires the right and duty of self-defence. The profession of media is also included within this general rule.

After the journalism developed and became more important, it begins many corrupting things to appear that are specific to this profession: institutionalization and monopolization, false news to get economic and political interest, manipulative news, the violation of the secrecy of the private lives, personal interests etc. In order to solve these problems, firstly new judicial regulations have been enacted; but due to the insufficiency and drawbacks of these regulations, it appears the necessity to develop ethical codes especially around the concept of 'freedom of press'.

This study scrutinizes on the ethics of profession and the relationship between media and ethics after defining the concept of morality. Furthermore, it emphasizes the significance of the invention of the ethical codes around the concept of freedom of press while giving the ethical principles for media.

Key Words: Ethics, professional ethics, media, ethical codes, freedom

Dipnotlar

1. "Ahlâk" maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 2. Cilt, Türkiye Diyanet Vakfı Yayını, 1989, s. 1. Ahlâk kelimesiyle ilgili daha ayrıntılı bilgi için aynı ansiklopedinin aynı maddesine ss.1-2.

2. Hüseyin Hatemi, Basın Ahlâkı, Çığır Yayınları, İstanbul, 1976, s.22.

3. A.g.e., s.31

4. Korkmaz Alemdar, Medya Gücü ve Demokratik Kurumlar, Afa Yayınları, İstanbul, 1999, s. 253.

5. Jon Nuttall, Ahlâk Üzerine Tartışmalar, (Çev: Abdullah Yılmaz), Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1997, s. 15.

6. Kemal Demiray, Temel Türkçe Sözlük, 3. Baskı, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 1994, s. 16.

7. A.Rıdvan Bülbül, İletişim ve Etik, Konya, 2000, s. 3.

8. Emile Durkheim, Meslek Ahlâkı, (Çev:Mehmet Karasan), MEB Yayını, Ankara, 1949, s. 6, Aktaran: Altun, a.g.e., s. 124.

9. Durkheim, a.g.e., ss. 11-15.

10. Hatemi, a.g.e., s. 32.

11. Demokrasinin "fazilet rejimi" olarak anılması ve "fazilet" kavramının ahlâkla ilgili olması bu iddiayı doğrulamaktadır.(yazarın notu)

12. A. Belsey, R. Chadwick, Medya ve Gazetecilikte Etik Sorunlar, (Çev:Nurçay Türkoğlu) Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1998. s. 10.

13. Belsey, Chadwick, a.g.e., s. 23.

14. A.g.e., ss. 24-25.

15. A.g.e., s. 25.

16. Ahmet Danışman, Basın Özgürlüğünün Sağlanması Önlemleri, AÜ BYYO Yayını, Ankara, 1983, ss. 230-232.

17. Sulhi, Dönmezer, Sosyoloji, 10. B., Beta Yayınları, İstanbul, 1990, s. 265.

18. Oya Tokgöz, Temel Gazetecilik, İmge Kitabevi, 3.B., Ankara, 1994, ss. 58-59.

Yukarı