. Ziyaretçi


Okunma Sayısı: 5532

Bu Sayıdaki Diğer Yazılar

Metni Yazdır

KÖPRÜ Dergisini web üzerinden www.kitapyurdu.com adresinden satın alabilirsiniz.

Kampanyamızdan yararlanarak dergimizin eski sayılarına uygun fiyata sahip olabilirsiniz tıklayın.


 KÖPRÜ / Güz 2009 
 İttihad-ı İslam
 KÖPRÜ / Yaz 2005 
 Hidayet: Dine Yöneliş Zamanı


Copyright © 2006
KÖPRÜ Dergisi
Her Hakkı Saklıdır

İsevilik: Hz. İsa İslamı
Kış 2006   [ 93. Sayı ]


Evanjelizm Penceresinden Fetret Ehline Bakış

An Outlook to Men of Turmoil Through the Window of Evangelism

Mustafa ÖZCAN

Aslında ve şüphesiz birbirimize bakışımızın aynasıyızdır. Dinlerde kurtuluş meselesi de böyledir. Sözgelimi, Yahudilik başkalarına kapalı; ferd-i ferid ve ferd-i yekta bir inanç olarak kabul edilir. Kendisinden başka kimseyi kapsamaz. Veya esasen ne derece öyledir? Yahudiler arasında bu çeşit olanlar ve ahireti kendilerine hasr ve tahsis edenler olduğu gibi başkalarına da kurtuluş kapısının açık olduğuna inananlar da eksik değildir. Kur'an-ı Kerim münhasırcılara anladıkları dilde şöyle hitap eder: "Cennet başkaları olmaksızın size tahsis edildiyse o halde niye duruyorsunuz, ölümü temenni etsenize?" Yahudilerde de kendileri dışında bir kurtuluşa ve saadete erenler bahçesi olduğu kabul edenler bulunur. Fuzuli'nin Hadikatü's-Sueda ismindeki gibi orada da kimi ağyar için (goyimler) saadete ermişler bahçesi vardır. Bu bahçe sadece Yahudilere tahsis edilmiş de değildir. Bununla birlikte, her devrin doğru bir mesajı vardır. Önceki mesajların doğruluğunun bekası saplantısından dolayı yeni mesajın doğruluğunu göremeyenlerin ve taassup ehlinin hali nice olacaktır? Din birdir, mesajlar ise konjonktürel enstrümantallerdir. Peygamberler ise bunların alemdar ve sahipleridirler. Bununla birlikte mesajlar, salahiyetleri sınırlı ve miatları muayyen olan konjonktürel doğrulardır. Bu münasebetle konjonktürel doğrular aynı zamanda zaman aşımıyla birlikte konjonktürel yanlışlar haline gelirler. İlahi sistem öyle kurulmuştur. Bu eski mesajlar zaman aşımıyla anakronik haline gelirler. Bir nevi fosil mesajlar halini alırlar. Yahudilik ve Hıristiyanlık böyledir. Onların sahih manaları ancak yeni mesaj içinde yaşayabilir.

Yahudilik'te ve Hıristiyanlık'ta da başkalarının kurtuluşuna açık pencereler vardır. Yahudiler makam-ı mualllayı kendilerine tahsis etseler bile yine de Nuhilere ve Nuh'un sema ile bağlantısını kesmemiş diğer oğullarına da açık bir kurtuluş kapısı vardır. Hıristiyanlık'ta da bu tarz yaklaşımlar olduğunu görüyoruz. Özellikle Hıristiyanlık'taki kurtuluş anlayışının İslamiyet'e çok yakın olduğunu da bilvesile idrak etmiş olmaktayız. Hıristiyanlık'ın kurtuluş anlayışında İslam'a göre bir hususiyet var. O da, Hıristiyanlık'ın Allah merkezli olmaktan ziyade İsa ve Mesih merkezli olmasındandır. Bundan dolayı kurtuluş Kilise'de veya İsa'dadır. Kilise, Katoliklere göre, şahs-ı manevidir ve İsa makamına kaimdir. Bu kurtuluş sahasının daralması ve genişlemesi de yine İsa'nın rahmet tecellisinin daralması ve genişlemesine bağlıdır. Kimilerine göre, Hz. İsa kendisini insanlık için feda ettiği için kurtuluş umumidir ve diğer insanlar da bu vesile ile kurtuluşa ermişlerdir. Kimisi ise kurtuluşu daha has dairede anlamakta ve ebedi saadete nail olabilmek için Hz. İsa'yı tanımanın şart olduğunu düşünmektedir. Mesih'in halaskarlığını tanımadan kurtuluşa ermek bu anlayışa göre eşyanın tabiatına aykırıdır. Yeni Ahit yazarlarına göre, İsa insanlığın yegane kurtarıcısıydı. Böylece Yeni Ahit, Hz. İsa'da Allah'ın fidye eyleminin hususiyetini tasdiklemiş oluyordu. İlk Hıristiyanlık geleneği, kendisini bu Yeni Ahit'e temellendirmek suretiyle bu hususiliği (particularity) doğrulamış oluyordu. Her ne kadar ilk Hıristiyanların Allah'ın vahyinin İsa'dan öteye gittiğine inanmalarına, Allah'ın kendisini çeşitli şekillerde, sözgelimi tabii yaratılış düzeni, insan şuuru ve medeniyetler sayesinde bildirmesine rağmen, Allah hakkında bu genel bilgi onun evrensel hidayeti kastettiği anlamını gerektirmez. John Calvin, Allah-insan ilişkisi konusunda önemli bir ayrım yapmaktadır. Onun teolojisine göre Allah bilgisi çeşitli şekillerde insanda mevcuttur. Ancak 'bir yaratıcı olarak Allah bilgisiyle', 'kurtarıcı olarak Allah bilgisi' birbirinden farklı kavramlardır. Zira ilki, evrensel olarak mevcut olup, tabiat yoluyla aracılık ederken; sonraki sadece ve farklı bir şekilde Hıristiyan Allah bilgisini teşkil eder ve kutsal metinde açıklandığı şekliyle yalnızca İsa sayesinde bilinir. Böylece Calvin'e göre hem Müslümanların hem de Hıristiyanların yaratıcı olarak bir Allah bilgisine sahip olmalarında bir problem yoktur. Ancak sadece Yaratıcı olmaktan ziyade, günahları affedici (redeemer/gafure'r-rahim) olarak onu bilmek Hıristiyanlara ait bir ayrıcalık ve imtiyazdır. Calvin, Hıristiyanlık'ın dışında da Allah'ın bilinebileceğini kabul ederken, daha sonra gelen Karl Barth, İsa dışında Allah bilgisinin ne mevcut olduğunu ne de mümkün olduğunu tasavvur etmiştir. Böylece Hıristiyan geleneğinde İsa-merkezcilikten (Christocentric) İsa-monistliğe (christomonist) bir geçiş olmuştur. Kilise içindeki dışlayıcılığın en önemli temsilcilerinden kabul edilen Alister E. McGrath bu konuyla ilgili olarak şu değerlendirmeyi yapar :

1- Hıristiyan geleneği muayyen bir Allah tasavvuruna tanıklık eder. Özel ve hususidir. O diğer dinlerde bulunan farklı uluhiyet kavramları içerisine dahil edilemez. Hıristiyanlık'ın dışındaki dinlerde Allah hakkında bazı şeylerin bilinmesinin kabul edilmesi demek ne onların Allah anlayışlarının tüm yönleriyle Hıristiyanlık'taki Allah anlayışına uygun olduğu anlamına gelir, ne de Hıristiyanlık'ın Allah anlayışının bütün yönlerinin diğer dinlerde bulunması anlamına gelir. Bu anlayış Batı'da refleks olarak vardır ve bundan dolayı bazı Batılılar Müslümanlara hitaben 'Sizin Allah'ınız ayrı, bizimki ayrı' diyebilmektedirler. Gerçekten de teslis dolayısıyla Allah'a atfedilen sıfatlar aynı değildir.

2- Hıristiyan inancında, Allah'a ilişkin gerçek ve marifet bilgisi kendi içerisinde kurtarıcı kabul edilemez. Allah bilgisi başka bir şey, kurtuluş başka bir şeydir. Hıristiyanlık dışı dinlerde Allah hakkında bazı şeyler bilinebilir demek, onlar sayesinde kurtuluşun mevcut olduğu anlamına gelmez.

3- Bundan da ötesi, kurtuluş fikri bir dinden diğer dine önemli derecede farklılık arz eder. Örneğin Batı Afrika'nın ilkel dinlerinde, onların kurtuluş fikriyle ilintili olarak çoğunlukla fark edilebilir bir aşkın unsur yoktur. Eğer Çin ve Hindistan dinlerine ilişkin bir kurtuluştan bahsediliyorsa bu, o dinlerden yapılan İngilizce tercüme hatasıdır. Zira İngilizce salvation (kurtuluş/necat) terimi Sanskrist ve Çince terimlerden tercüme edildiğinde Hıristiyan kavramından oldukça farklı bir anlam taşımaktadır. Aslında var olmayan bir gerçek, tercüme hatalarıyla sanki diğer dinlerde varmış gibi bir ortak nokta arama yoluna neden olmaktadır. McGrath konunun daha iyi anlaşılması için Hıristiyanlık'ın Allah tasavvurunun doğru anlaşılması gerektiğini ileri sürer. O dinler arası diyalog bağlamında Hick'in ortaya attığı Kopernik Teorisini eleştirerek dinler arasındaki farklılıkları ortadan kaldırmaya çalışmanın, inançları değiştirmeye çalışmak demek olduğunu ileri sürmektedir. Onun burada belki şu hususa dikkat çekmesi önemlidir: Böyle bir durum ya da anlayış, farazi olarak bir akademik seminer odasında mümkün olabilir, ancak gerçek dünyada biz bu ayrılıkları yumuşatmaktan ya da yok etmeye çalışmaktan ziyade, dinlerin tanımlayıcı ve ayırıcı özellikleri arasında tezatlarla, zıtlıklarla yaşamayı öğrenmemiz gerekir. Ona göre, "Dinler çoğulcu ideologlar tarafından şekillendirilebilecek cam macunu değillerdir, aksine onlar saygı ve onur gerektiren hayat gerçekleridir..." McGrath'a göre, dini çoğulcuların ileri sürdüğü gibi, bütün dinlerin aşağı yukarı aynı Allah'tan bahsediyor oldukları fikri, bazı temel Hıristiyan fikirlerine, örneğin Enkarnasyon ve Teslis inancına ters düşer. Ona göre hem Enkarnasyon hem de Teslis inancı, Hıristiyanların Tanrısının hususiliğini, ayrıcalığını ve nihai olarak biricikliğini (uniqueness) ortaya koyar. Onun için bu nokta son derece önemlidir. O yüzden de özellikle de çoğulculardan Hick'in ileri sürdüğü Kopernik Teorisine şiddetle karşı çıkarak böyle bir düşüncenin Hıristiyan düşüncesine ihanet olduğunu savunur. McGrath diğer dinlerde de kendi bağlamlarında bir kurtuluş anlayışının olduğunu kabul etmektedir. Ancak Hıristiyanlık'ın sunduğu kurtarıcılık fikri, çok özel ve hususidir. Bunun da nedeni kurtuluşun yegane olarak, Hz. İsa'nın hayatı, ölümü ve yeniden dirilişi üzerine temellendirilmiş olmasıdır. O diğer dinlerin de hidayet sunacağını, ancak Hıristiyanlık'ın kurtarıcılık fikriyle diğer dinlerin sunduğu kurtarıcılık arasında bir farkın olduğunu, bu farkın da 'onların sundukları kurtuluşun evrensel değil, hususi olduğunu' ifade etmektedir... (İslam ve Öteki, Kaknüs yayınları, s. 37-40)

İslam'da başkalarını kapsayan bir alan; fetret ehli alanı olduğu gibi Hıristiyanlık nokta-i nazarından da böyle bir alanın olduğu anlaşılmaktadır. Bizde Risale-i Muhammediye'yi tam ve kamilen tanımadan bu dünyadan göçen kişi için bir kurtuluş kapısı ve ümidi vardır. Elbette İslam mesajını duyduğu halde hakikatini kavrama noktasında gerekli çabayı göstermediyse bundan mesul olma ihtimali elbette vardır. Hıristiyanlık'ta da Mesih'i duymamış veya gerçeği gibi kavrayamamış fetret ehli için de böyle bir kurtuluş kapısı olduğunu öğreniyoruz. Zaman gazetesinden Abdulhamid Bilici'nin Protestan Papaz Ellis Weber ile görüşmesi bize böyle bir ufuk açıyor. Bu ilginç görüşmeyi onun satırlarından takip edelim: "'İncil Kuşağı' (Bible Belt) diye bilinen ve Amerikan muhafazakârlığının sembol eyaletlerinden Oklahoma'ya gitmişken, haklarında bu kadar çok yazılıp çizilen insanlarla görüşmemek olmazdı. Bu yüzden Citychurch'ten Pastör Ellis Weber'in talebimizi kabul etmesi sevindiriciydi. Bir çiftçi ailenin oğlu olan Pastör Ellis, genç yaşta dine yönelmiş. Otuz dört yıldır da kiliseyle içli dışlı. Evanjelik hareketin en hararetli gruplarından Güney Baptist Kilisesi'nin çizgisinden zamanla uzaklaşmış. Hâlâ evanjelik; ama daha mutedil bir çizgisi olan ve örgütlü grupların dışındaki bir kiliseye geçmiş. İslam'a düşmanca bakmadığını ve doktrin farkına rağmen diyalogun şart olduğunu söylüyor. Sadece son bir yıldır kilisesinden maaş alan Ellis, normalde fitness ve karate hocalığı yaparak geçiniyor. Üç çocuk babası Ellis'e, kafamıza takılan her şeyi sorduk, o da serinkanlılıkla hepsini cevapladı. Önce 'evanjelik' kavramını tanımlamasını istiyoruz. Şu açıklamayı yapıyor: Biz, insanın günahkâr doğduğuna ve İsa'dan başka kurtuluş yolu olmadığına inanırız. Evanjelikler, Hz. İsa'yı kabul etmedikçe iyiliklerin insanı kurtarmaya yetmeyeceğini, ancak İsa'yı hiç duymayanların kötü akıbetten kurtulabileceğini düşünür. Ellis, bu anlayışı tek kurtuluş yolu olarak gördükleri için 'fundamentalist' olarak nitelendirildiklerini, ama bu tanımlanmadan memnun olduklarını söylüyor: Kilise olarak muhafazakar fundamentalistiz. Evanjelikler, İsa'nın mesih olduğuna inanır. O, Tanrı'nın oğludur. Ayrıca dünyanın misyonerleştirilmesine, yani her yerde misyonerlik yapılmasına önem verir. Bu öncelikli hedeftir. Bu açıdan evanjelizm, güçlü dindarlık ve dini yayma çabası olarak görülebilir. Evanjelik hareket içinde Bush'un mensubu olduğu Methodist veya Baptist gibi örgütlü gruplar ve bunlardan kopmuş küçük kiliseler yer alıyor. Ellis'in kilisesi, Oklahoma'da çoğunluğu oluşturan Güney Baptistler'den (Southern Baptists) 1960'larda kopmuş. Her kilisenin kendi örgütsel yapısı olduğunu söyleyen Ellis, "Bu yapı ile tatmin olmazsanız, başka bir örgütlenme kurarsınız. Bizim kilise, Baptistlere kıyasla çok-kültürlü, çok renkli ve çok ırklı bir yapıda. Amerika'da 900 binden fazla kilise var. Bunların yüzde 90'ı kan kaybediyor. Sadece yüzde 10'unda canlanma var." diyor. Peki bir Katolik ile evanjelik Hıristiyan arasındaki fark nedir? İşte Ellis'in bu soruya cevabı: "Katoliklikte bir hiyerarşi var. Sıradan bir Katolik fazla bir şey bilmez. Dinin özünü anlamaz. Şayet din adamı değilse, genelde cahildir. Biz bir aracıya ihtiyaç duyduğumuza inanmıyoruz. Katolikler ise Papa'yı Tanrı gibi görür. Bize göre ise tek aracı İsa'dır." Evanjeliklerin Amerikan Hıristiyanlık'ı içindeki oranı hakkında ise Ellis, 'yüzde 35-50' diyor. (18.01.2006 'Savaş odası'nda evanjelik sohbet)

Yahudilere bakış: Evanjeliklerin, Yahudilere ve İsrail'e bakışı da çok tartışılan konulardan biri. Ellis bu karışık meseleyi şöyle açıklıyor: "Biz kilise olarak Yahudilerin günümüzde de 'seçilmiş millet' olduğuna inanmıyoruz. Anti-semitist değiliz, ama anti-Arap da değiliz. Yahudiler, İsa'nın penceresi olma şansını kaybetti. Ama Evanjelikler içinde büyük çoğunluk bizim gibi değil. Onlar, tarihin hâlâ bir İsrail beklediğine, Yahudilerin bugün de 'seçilmiş millet' olduğuna inanır. Onlara göre tarihte ne olacağı, İsrail'de ne olacağına bağlıdır. Evanjeliklerin çoğu İsrail'in bir katalizör, hızlandırıcı olacağına inanıyor. Mesela 'İsrail'e iyi davranırsak, Tanrı'nın lutfuna mazhar oluruz' gibi. Bush da bu çizgideki Evanjelistlerden. Baptist iken ben de böyle düşünüyordum. Evanjeliklerin yüzde 95'i bu inançta. Bu konuda kilisemiz bir istisna. Biraz da bu yüzden popüler değiliz. Amerikalıların tarihi okuma ve anlama çabaları yok. Birçoğuna göre Filistin'in sahibi İsrail. Ama bu doğru değil. Gerçek Hıristiyanlık, ırklarla değil, 'cennet krallığı' ile ilgilidir."

Haçlı seferi: Peki Evanjelikler, başta Irak Savaşı olmak üzere Bush'un politikalarına nasıl bakıyor? Ellis şöyle diyor: "Bush inançlarını açıklamaktan çekinmiyor. O da bir Evanjelik ve inançlarımızı desteklediğini biliyoruz. Ama onun her politikasına katılmıyoruz. Mesela, son dönemde Irak Savaşı'nı sorgulamaya başladım. Bize göre Yahudiler ve Araplar, İsa yeniden gelene kadar savaşacak. Her savaşı durdurmak ABD'nin görevi değil." Koyu bir Hıristiyan olarak, Bush'un teröre karşı savaşı tanımlarken yaptığı 'haçlı seferi' benzetmesine nasıl baktığını soruyoruz. Şöyle cevap veriyor: "Bir yere kadar böyle görülebilir. Ama biz savaşı kaybediyoruz. Bu da 'hata yapıyoruz' demektir. Haçlı Seferleri de aslında kutsal olmayan savaşlardı. Gerçekte Tanrı onları onurlandırmadı. Birçok insan Papa adına öldürüldü."

Neo-conlar: Birçokları Evanjeliklerle neo-conları birbirine yakın sanır. Ancak Ellis'in neo-conlara bakışı, arada uçurum olduğunu gösteriyor: "Onlar en sağda yer alıyor. Başkaları üzerinde egemenlik kurma hakları olduğuna inanıyor ve herkese üstten bakıyorlar. Kendilerini en doğru, en haklı görüyorlar. Diktatörce eğilimleri var. Muhafazakar sağın da ötesinde sağ bir mantaliteleri var. Bu akım sürekli vardı. Evanjeliklerin başkalarına merhamet hissi vardır, halbuki neo-conlar tiran tiplidir." (19.01.2006 'Savaş odası'nda evanjelik sohbet)

Onlar açısından fetret mefhumu, Ellis'in evanjelik tanımı içinde saklı bulunuyor. Ona göre, Evanjelikler, Hz. İsa'yı kabul etmedikçe iyiliklerin insanı kurtarmaya yetmeyeceğini, ancak İsa'yı hiç duymayanların kötü akıbetten kurtulabileceğini düşünür. Demek ki, fetret çerçevesi içinde karşılıklı bir kurtuluş alanı var. İsa'yı tanımamak veya Muhammed'in (s.a.v.) mesajını tanımamanın mahiyeti de elbetteki tartışmalı. Elbette insanlar bu dünyadaki hayatlarından dolayı hesap verecekler ve dünyada bulunmaları da imtihan gereği. Gelen ve giden mesajları tanımak da bunun içinde. Bununla birlikte yine de hesap insanın takatı ve istitaatı nisbetinde olacaktır. Dolayısıyla hakiki tanımanın önünde engeller varsa hesaptan bunlar çıkartılacak ve insan gerçek cirmi kadar hesaptan geçecek ve gerçek cürmü kadar da hesap verecektir. Allahu a'lam...

Öz

Dinlerde kurtuluş meselesi aynı zamanda dinlerin birbirlerine bakışını da yansıtır. Yahudilik başkalarına kapalıdır; ancak Yahudiler arasında da başkalarına da kurtuluş kapısının açık olduğuna inananlar vardır. Hıristiyanlık'ta da başkalarının kurtuluşuna açık pencereler vardır.

Dinler açısından her devrin doğru bir mesajı vardır. Önceki mesajların doğruluğunun bekası saplantısından dolayı yeni mesajın doğruluğunu göremeyenlerin ve taassup ehlinin hali nice olacaktır? Din birdir, mesajlar ise konjonktürel enstrümantallerdir. Peygamberler ise bunların alemdar ve sahipleridirler. Bununla birlikte mesajlar, salahiyetleri sınırlı ve miatları muayyen olan konjonktürel doğrulardır. Bu münasebetle konjonktürel doğrular aynı zamanda zaman aşımıyla birlikte konjonktürel yanlışlar haline gelirler. Yahudilik ve Hıristiyanlık böyledir. Onların sahih manaları ancak yeni mesaj içinde yaşayabilir.

Bu makalede, fetret kavramı çerçevesinde dinlerdeki kurtuluş fikri incelenmekte ve evanjelizm penceresinden fetret ehli ele alınmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Evanjelizm, fetret, fetret ehli, kurtuluş, Yahudilik, Hıristiyanlık, Calvin, neo-conlar

Abstract

The issue of salvation in each religion reflects also their perception of other religions. Judaism is close to others; but some of the Jews believe that salvation is also possible for the members of other religions. There are also some gates for the salvation of others in Christianity.

According to the religions, each period has a true message. What will happen for those people who can not recognize the truth of the new message due to their obsession of the truth claim of former message and for those who are fanatics? The religion is the one and same religion, but the messages are temporary instrumentals. And the prophets are the standard-bearers and owners of those messages. Nevertheless, the truth claim of the messages is dependent on the conjuncture, and their authority is limited and their life is determined. In this respect, the temporary truths became temporary mistakes after a certain time. The Judaism and Christianity fit into this framework very well. The true meanings of them can only endure in the new message.

This article considers the idea of salvation in religions in the framework of turmoil and discusses the people of turmoil from the point of view of evangelism.

Key Words: Evangelism, turmoil, people of turmoil, salvation, Judaism, Christianity, Calvin, neo-cons

Yukarı