. Ziyaretçi


Okunma Sayısı: 6056

Bu Sayıdaki Diğer Yazılar

Metni Yazdır

KÖPRÜ Dergisini web üzerinden www.kitapyurdu.com adresinden satın alabilirsiniz.

Kampanyamızdan yararlanarak dergimizin eski sayılarına uygun fiyata sahip olabilirsiniz tıklayın.


 KÖPRÜ / Kış 2013 
 Risale-i Nurların Şerhi
 KÖPRÜ / Kış 2009 
 Demokrat Anayasa Arayışları


Copyright © 2006
KÖPRÜ Dergisi
Her Hakkı Saklıdır

İsevilik: Hz. İsa İslamı
Kış 2006   [ 93. Sayı ]


İsevilik

Editör

Din olgusu, insanlığın yeryüzünde var olması ile birlikte beşeri hayatın temel unsurlarından olmuştur. Günümüz insanını en çok meşgul eden konulardan biri olan "din"in kendisi toplumsal bir kurum olmakla birlikte, diğer kurumları da etkilemiş ve bazılarına da kaynaklık etmiştir.

Allah, Hz. Adem'den bu yana, peygamberleri vasıtasıyla, farklı sosyal yapı ve şartlardaki insanlara bildirdiği mesajlarını "İslam"la ifade etmiştir. İslam; Allah'ın gönderdiği dinin buyruklarına uyarak esenliğe ve selamete ulaşmayı ifade eder. İslam sözcüğü Kur'an-ı Kerim'de, "Allah katında din 'İslam'dır" ayetinde olduğu (veya Bakara 131, 132) gibi, bütün peygamberlerin getirdikleri İlahi bilgilerin tamamını ifade eden din anlamında kullanılmıştır.

Kur'an'la son şeklini alan "İslam"ın temelini oluşturan ilkeler vahye dayanan bütün dini sistemlerde aynıdır. Ait oldukları zamanın şartlarına göre peygamberlerinin ismine izafeten Musevilik, İsevilik gibi adlarla da ifade edilen bu dinler özü itibariyle "tevhid" dinidir. Ancak İsevilik'te olduğu gibi asırlarca süren bir süreçte; sosyal şartların değişmesi, felsefenin etkisi ve sosyal hayata ait uygulamaların din adamlarınca teşkil edilmesi, bu dinin asli mesajından uzaklaşmasına yol açmıştır. Bugün, İsevilik'e hakim olan asli mesajın dışındaki yapılanmalar ortadan kaldırıldığında, karşımıza çıkan dinin son din "İslam"la örtüşeceği bir gerçektir.

Bu noktada Hıristiyanlık ile İslamiyet arasındaki inanç sistemi, ibadet şekilleri, peygamberler, din adamlarının durumu, sosyal fikirler, otorite vb. açılardan farklılıkların ortaya konulması ve bu dinlerin mukayeseli olarak araştırılmasından ziyade, dinlerarası hoşgörü ve diyalog bağlamında her iki dinin asli mesajının ve ortak noktalarının ortaya konulması daha da önem kazanmaktadır. Geçmişteki siyasi olaylar bir tarafa bırakılırsa, bugün fikri bakımdan daha uygun bir ortamın bulunduğu göz ardı edilmemelidir. Küreselleşerek küçülen dünyamızda artık Hıristiyanlarla bir arada yaşarken "medeniyetler çatışması" tezini tetikleyici yaklaşımlardan ve tartışmalardan ziyade sağlıklı bir diyalog ortamının oluşturulmasından yanayız.

Kur'an'ın "Zulmedenler bir yana, Ehl-i Kitap'la mücadelenizi güzel yolla yapın" (Ankebut, 46) tavsiyesinden hareketle sürtüşmeleri bir kenara bırakarak diyalog fikrini benimsemenin Avrupa Birliği'ne giriş sürecinde önemli olduğunu düşünmekteyiz. Bu durum aynı zamanda kendi dinimizi anlatma, yayma düşüncesi açısından da bir fırsat olarak değerlendirilmelidir.

Bugün İsevilik'in asli mesajından uzaklaştırılmasının teolojik açıdan modern Avrupa insanı üzerindeki etkilerini incelerken veya bunun sonuçlarını eleştirirken İslam ahlak ve itikadını sosyal hayata yansıtma hususunda büyük problemler yaşadığımızı da gözden uzak tutmamalıyız. Bu noktada Bediüzzaman Said Nursi'nin konuyla ilgili olarak ateizm, materyalizm gibi sosyal hayatı çökerten müşterek düşmanlara karşı İsevilerin hakiki dindarlarıyla ehl-i Kur'ân'ın ittifakını önermesi önem kazanmaktadır.

Biz de bunları göz önüne alarak 93. sayımızın dosya konusunu İsevilik (Hıristiyanlık) olarak belirledik. Konuyu; "din, vahiy, İsevilik, Hıristiyanlık, İslamiyet, İsa, Mesih, teslis, kilise, ruhbanlık, reform, ehl-i kitap, İncil, Kur'an-ı Kerim, israiliyat, mezhep, hoşgörü, diyalog" kavramları çerçevesinde incelemeyi planladık ve aşağıda sorduğumuz sorulara cevaplar aradık.

Hz. İsa'nın tebliğinin ana konusu nedir? İsevilik, tevhid dini İslamiyet'ten hangi yönleriyle ayrılmaktadır? İslam kaynaklarında Hıristiyanlık nasıl ele alınmıştır? Kur'an'ın Hz. İsa'ya, İncil'e bakışı nasıldır? Felsefe ve "ene"nin İsevilik'in şekillenmesindeki rolü nasıl olmuştur? Bediüzzaman'ın dikkat çektiği, Avrupa'ya feyiz veren İsevilik din-i hakikisi nedir? Ehl-i kitap kavramı neyi ifade etmektedir? Kur'an'ın Ehl-i kitaba yaklaşımı nasıldır? Dinler arası hoşgörü ve diyalogun sağlanması açısından bu kavramın sosyolojik boyutları nedir? Dinlerarası hoşgörüyü ve diyalog zeminini oluşturabilecek ortak noktalar nelerdir? Bu noktada, "Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin." (Maide 51) şeklindeki ayet-i kerimeyi nasıl anlamak gerekir? İncil'de bulunan, "Allah'a iman, teslimiyet ve şükür, Allah korkusu, Allah sevgisi, adalet, şefkat, merhamet, zulme ve haksızlığa karşı koyma" gibi pek çok hak din özelliğinin "Ehl-i kitap" anlayışının pekişmesinde ve dinler arası hoşgörünün sağlanmasındaki rolü ne olabilir? Bediüzzaman'ın eserlerinde dile getirdiği, Hıristiyanlık'ın tasaffi ederek İslamiyet'e inkılap etmesini nasıl anlamak gerekir? Risale-i Nur'daki Müslüman İseviler ifadesi ile anlatılmak istenen nedir? Hıristiyanlıkta Protestanlık ile ortaya çıkan dinde reform hareketlerinin sosyo-psikolojik alt yapısını ve etkenlerini sonuçlarıyla birlikte nasıl değerlendirebiliriz? İslamiyet ile karşılaştırıldığında dinde reform hareketlerinin bizde kabul görmemesinin ana sebepleri nelerdir? Pozitivizm ve kilise ilişkisi nedir? Kilise ve modernizm ilişkisini nasıl ortaya koymak gerekir?

***

Şinasi Gündüz'ün makalesi, Hz. İsa'nın mesajını anlamayı sorguluyor. İslam'ın Hz. İsa'ya tarih boyu insanlığa gönderilen peygamberler zincirinin bir halkası, bir peygamber ve bir resul olarak vurgu yaptığını ve Hz. İsa'ya yönelik her türlü tanrılaştırma/ilahlaştırma anlayışını şiddetle reddettiğini belirtiyor ve bir peygamber olarak Hz. İsa'nın en temel mesajının Allah'ın mutlak birliğine ve tekliğine iman ile O'nun egemenliğine girmek çağrısı olduğunu vurguluyor. Makalesinde Hz. İsa'nın yaşadığı dönemdeki sosyal çevrenin günümüzdeki "kriz içerisindeki bir sosyal dünya"ya benzemesi nedeniyle mesajlarının önemine değinen yazar, o dönemdeki topluma hakim olan Roma'ya bağlı siyasal iktidarın ve Yahudi elitlerinden oluşan grubun hukuku, dinsel inançları vs. kendi çıkarları doğrultusunda nasıl kullandıkları anlatıyor ve bu anlayışın günümüzdeki uzantılarına dikkat çekiyor.

Mustafa Alıcı, makalesinde dinlerarası işbirliği ve yakınlaşmaların her geçen gün kendini daha fazla hissettirdiğine dikkat çekiyor. Alıcı'ya göre bu durum modern çağımızın dindarlarını yakından ilgilendiren hayati bir konudur. Makalesinde genel diyalog tanımıyla birlikte İslam'ın diğer din mensuplarını kucaklayıcı bakışını sunmayı amaçlayan Alıcı, bu bağlamda Al-i İmran 64. ayeti ışığında Müslüman-Hıristiyan diyalog karşılaşmasına pratik bir yaklaşım sunuyor.

Lütfullah Cebeci'nin makalesi, İslam'ın Tevrat ve İncil'e bakışını gözler önüne seriyor. İslam'ın bir konudaki görüşünü belirlemek için her şeyden önce onun ana kitabı ve anayasası olan Kur'an-ı Kerim'in o hususta ne dediğine bakmak gerektiğine dikkat çeken Cebeci, Kur'an'ın kendisini semavi kitaplar zincirinin en son halkası, peygamberinin de peygamberler zincirinin en son halkası olduğunu çeşitli ifadelerle ilan ettiğini vurguluyor ve bu hususla ilgili Tevrat ve İncil'i hem yüceltici hem de bu kitapların tahrife uğradığını ima eden Kur'an ayetlerine dikkat çekiyor.

Davut Aydüz, makalesinde "Dinlerarası Diyalog" kavramı üzerinde duruyor ve Bediüzzaman Said Nursî'ye göre İslâm-Hıristiyan diyalogunu inceliyor. Aydüz'e göre kainatın mayası muhabbettir ve sertlik ve hırçınlıkla hiçbir yere varılamayacaktır. Aydüz'ün çalışması insan hak ve özgürlüklerine saygılı olunması, toplumda bir kesimin diğer kesimle veya bir dinin diğer bir dinle çatıştırılmayıp barış içinde yaşaması, hoşgörü ve diyalog çalışmalarının hızlandırılması ve demokratik olan bütün gelişmelerin desteklenmesi hususunun önemine dikkat çekiyor.

Lejla Demiri, İslam kelamcılarına göre Hıristiyanlık'ı ele alıyor. Çalışmasında her iki dinî geleneğe ait teologlar arasında geçen karşılaşma ve dinî tartışmaların şahidi konumundaki reddiyelere dikkat çeken Lejla Demiri, tartışmanın Hıristiyan öğretisinin başlıca iki temel doktrini olan teslîs ve tecessüd üzerinde yoğunlaştığını ifade ediyor. Demiri'nin yazısı, Hz. İsa'nın ulûhiyeti inancını teolojik açıdan tartışan ve reddetmeye çalışan Kadı Abdülcebbar'ın görüşlerine yer veriyor.

A. Hakim Murad, makalesinde bir Müslüman olarak teslis öğretisine dair anlayışını ortaya koymaya çalışıyor. Murad'a göre Müslümanların teslis anlayışı, Hıristiyan bilginlerin kendi aralarında vardıkları sonuçlar kadar çeşitli ve farklıdır. A. Hakim Murad, makalesinde bu farklı anlayışların nedenlerini irdeliyor.

Ramazan Altıntaş, makalesinde Protestanlaşma, Protestanlık, sekülerizm kavramları çerçevesinde "özgürlükçü teoloji" olarak ifade ettiği Protestanlığı ele alıyor. Bu dini hareketin etkisiyle cismânî ve rûhanî iktidarın birbirinden ayrıldığına dikkat çeken Altıntaş, özellikle Anglo/Sakson ülkelerinde gelişme gösteren Protestan Hıristiyanlık'ın "meslek ahlâkı"nı yücelterek kalkınma ideolojisi haline dönüştüğünü ifade ediyor. Altıntaş'a göre Protestan ahlâkı, kapitalizmi meşrulaştırmada önderlik rolünü de yerine getirmiştir. Protestan Hıristiyanlık'ta dinin tasarrufu zorlamak ve servet birikimini artırmak adına bir araç olarak devreye sokulduğuna dikkat çeken yazar, İslam'ın da çalışmayı emrettiğini; ancak İslam'ın servetin belirli ellerde tekelleşmesine karşı olduğunu vurguluyor.

Metin Karabaşoğlu makalesinde "Hz İsa Laik miydi?" sorusunu sorarak Hz. İsa'ya atfedilen "Sezar'ın hakkı Sezar'a, Allah'ın hakkı Allah'a" sözünü laiklik, dünyevileşme kavramları çerçevesinde tartışıyor. Makalesinde İslam'ın Hıristiyanları Ehl-i kitap olarak tanımladığına ve Hıristiyanlara yönelik şefkat ve insaf yüklü bir hitabı bulunduğuna dikkat çeken Karabaşoğlu, öncelikle Kur'ân'ın Hıristiyanlık'a yönelik yaklaşımını ele aldıktan sonra Hıristiyanlık'ın tahriflere uğramasına rağmen birçok hakikati barındırdığını ifade ediyor. Karabaşoğlu, Kur'ân'ın Hıristiyanlık karşısındaki duruşunu hakkıyla anlamamış olan kişilerin birçok Hıristiyan'ın kalbinin İslâm'a açılmasına engel olacak şekilde 'gayri İslâmî' tutum sergileyebilmesini de eleştiriyor.

Mustafa Özcan, fetret kavramı çerçevesinde dinlerdeki kurtuluş fikrini inceliyor ve evanjelizm penceresinden fetret ehlini ele alıyor.

İsmail Taşpınar, Hz. İsa döneminde ortaya çıkan ve münzevi bir cemaat olarak dikkat çeken "Esseniler"i inceliyor. Makalesinde bu cemaatin yapısını ve hayat tarzını gözler önüne seren Taşpınar, Essenilerin inanç esasları üzerinde duruyor ve bu münzevi cemaatin kutsal kitaplarından ve ibadet şekillerinden bahsederek Essenilerin Hz. İsa ve Hıristiyanlık'la ilgisini ortaya koyuyor.

Halil İbrahim Bulut, Bir Yahudi mezhebi olarak İseviyye fırkasını inceliyor. Müslümanların geniş bir coğrafyaya hakim olmasından sonra bu coğrafyada yaşayan Yahudiler arasında İslam'ın da tesiriyle bir takım fikir ve düşüncelerin ortaya çıktığına dikkat çeken Bulut, bu bağlamda Ebû Îsâ el-İsfahânî'nin önderlik ettiği Îseviyye mezhebinin "Hz. Muhammed'in risâletinin Araplara mahsus olduğu" şeklindeki iddiasından ötürü önemini vurguluyor ve önce bu mezhebi tanıtarak mezhebin dinî ve siyasî görüşlerine değiniyor. İkinci olarak da Hz. Muhammed'in peygamberliğinin evrenselliği konusundaki aklî, naklî ve tarihî delillere yer veriyor.

İntizam Seyda Durgun, çalışmasında dünyanın ve anlayışların değiştiğini, insanlığın sürekli daha iyiyi ve daha güzeli aradığını ve en büyük güzelliğin ise bütün güzel şeyleri içinde barındıran İslamiyet olduğunu vurguluyor. Güzelliklerin buluştuğu yeni bir dünyaya ve anlayışa ihtiyacımız olduğuna dikkat çeken İ. Seyda Durgun, bu noktada İslamiyet ve Hıristiyanlık'ın buluşacağı pek çok noktanın olduğunu ifade ediyor. Bu bağlamda Durgun'un makalesi dünyadaki değişimi, Hz. İsa'yı, Ehl-i kitap ve fetret kavramını inceliyor ve İslam-Hıristiyan ittifakı hususunda Bediüzzaman Said Nursi'nin yaklaşımlarına dikkat çekiyor.

Şadi Eren'in makalesi Kur'an'ın Ehl-i kitap yaklaşımından yola çıkarak Müslümanların Ehl-i kitapla münasebetlerinin nasıl olması gerektiğini tarihi seyri içinde gözler önüne seriyor. Eren'e göre, 21. yüzyıl Hıristiyanlık'ın İslam'a teslim olacağı bir asır olacaktır; zira maddi silahlarla Viyana önlerine kadar gelen İslâm ordusu bugün delil ve ikna kılıçlarıyla Avrupa'nın ve diğer Hıristiyan topluluklarının yaşadığı yerlerin hemen her tarafına ulaşmıştır.

Mehmet Ali Kaya, Hz. İsa'nın dönüşünü ele alıyor. Bütün peygamberler gibi Hz. İsa'nın da "Tevhid"i anlatarak insanları şirkten sakındırdığını ifade eden Kaya, çeşitli nedenlerle Hz. İsa'nın tam anlaşılamadığını, aradan geçen zaman dilimi içerisinde O'nun müjdelediği Allah'ın elçisinin "Tevhit" davasını üç kıtaya ulaştırarak insanlığın beşte birinin hidayetini sağladığını ve tevhitçi Hıristiyanların da büyük bir kısmının bu hak peygamberin hidayeti ile kurtuluşa ulaştığını belirtiyor. Hz. İsa'nın dönüşü hususuna da değinen M. Ali Kaya'ya göre, şayet maddeci materyalist felsefe ve ondan kaynaklanan dinsizlik tesirini kaybetmiş ve bu birliktelik sağlanmış ise İsa (as) da dönmüş demektir.

Ali Murat Yel'in makalesi Mehmet Ali Ağca'nın Papa II. John Paul'e yönelik suikast girişiminin Fatima ile ne gibi bir ilişkisi bulunabileceğinin cevabını arıyor ve Fatima'nın sırlarını açıklıyor. Dini canlanışın sadece Müslüman ülkelerde olmayıp Batı'da da mevcut olduğuna dikkat çeken Ali Murat Yel, İslami uyanışa karşı Batı'nın çifte standart yaklaşımını eleştiriyor. Yel, makalesinde Ağca'nın suikast girişiminin tesbih duasıyla birlikte Batı'daki dini uyanışı canlandırdığına da dikkat çekiyor.

Sadık Yalsızuçanlar bu çalışmasında bizlere Ahmet Yüksel Özemre'nin "Hazret-i İsa'nın 114 Hadisi" adlı eserini tanıtıyor.

Abdülhalim Yener, Hz. İsa'nın biyografisini bizlere sunuyor.

***

Yukarıda sorduğumuz cevap bekleyen sorulara bu dosyamızda ulaşacağınıza inanıyor ve sizleri dergimizle baş başa bırakıyoruz. 94. sayımızda "anarşi" dosya konusu ile karşınızda olmayı umut ediyoruz.

Yukarı