. Ziyaretçi


Okunma Sayısı: 4254

Bu Sayıdaki Diğer Yazılar

Metni Yazdır

KÖPRÜ Dergisini web üzerinden www.kitapyurdu.com adresinden satın alabilirsiniz.

Kampanyamızdan yararlanarak dergimizin eski sayılarına uygun fiyata sahip olabilirsiniz tıklayın.


 KÖPRÜ / Güz 2013 
 İnsanî Değerler, Toplumsal Barış, Milliyet ve Milliyetçilik
 KÖPRÜ / Yaz 2007 
 Kamusal Alanda Din- Siyaset- Toplum İlişkileri


Copyright © 2006
KÖPRÜ Dergisi
Her Hakkı Saklıdır

Adalet
Güz 2005   [ 92. Sayı ]


Daru'l-hikmet ve Adalet-i İzafiye

The House of Wisdom and Relative Justice

Mustafa ÖZCAN

Adalet ve zulmün birçok tarifi ve birçok bağlamı varsa da bunlardan en akılda kalıcılardan ve gönle hitap edicilerden birisi şudur: Adalet, fıtrata uygunluk; zulüm ise fıtrat dışılıktır. Fıtratın dışına çıkmaktır. Zulmün de iki basamağı vardır. Kadim kültürümüzde ve anlayışımızda buna ifrat ve tefrit ayaklar dendiği gibi veks ve şatat da denebilir. Şatat ölçüyü ağdırmak yani ifrat basamağıdır. Veks ise ölçünün altında kalmak ve tefrit boyutudur. Şatat fazlalık, veks ise noksanlıktır. Adalet ise bunların dengelenmesi ve ikisinin sağlamasıdır. Hayat denge üzerinde seyrettiğinden dolayı dengesizlik geçici bir statüdür. Hiçbir zaman kalıcı olmaz. Bu itibarla da eslaf: "El Küfrü yedumu / Ve'z zulmu la yedum" demişlerdir.

Haramın binası olmaz deyimini hatırlatırcasına yine bu bağlamda "Beytü'z-zalimi harabun velev bade hinin / Bir müddet sonra olsa da zalimin evi haraptır, harabattır" denmiştir. Bunun geçmişten geleceğe güzel Türkçe'mizdeki tam karşılığı şudur: Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste. Adalet oku gecikse de şaşmaz. Haramın ocağı olmadığı gibi zulmün de ocağı yoktur. Biraz gecikerek de olsa hak ve adalet elbetteki tecelli eder. Cenab-ı Hakk imhal eder ama asla ihmal etmez. İnsana toparlanması için bir süre verilir. Buna imhal; yani mühlet verme denilir. Adalette kusur eden ve zulmeden bu fırsatı değerlendirirse zaten adalet yerini bulur. Bunun yolu da zalimin ihkak-ı hak etmesi ve kul hakkını iade etmesidir. Aksi taktirde, zulmünde temadi eder ve haksızlıkta devam ederse verilen süre dolduğunda çeşitli suretlerde ve hadise düzeyinde adalet ensesine biner.

Şah-ı Geylani'nin de dediği gibi, dünya daru'l-hikmet olduğundan dolayı burada adalet ve zulmün cezalandırılması bazen açıktan olsa bile, genelde perdelidir. Bazen de suç ile ceza arasında denge sağlanamayabilir ve suç tam karşılık bulmayabilir. Bu, muhakemenin öbür dünyada devam edeceğinin bir göstergesidir. Dünya daru'l-hikmet olduğundan dolayı burada işler adalet-i izafiye ile yürür. Adaletin tamamı burada tecelli etseydi ve muhakemenin tamamı burada görülecek olsaydı mahkeme-i kübraya bir şey kalmayacaktı. Dolayısıyla orası, burasının bir devamı niteliğinde olmayacaktı. Bu da hikmete ters olurdu. Bu itibarla, açıkça şunu söyleyebiliriz: Bu dünya da adalet-i izafiyeye gayet uygundur ve hikmete de ters düşmez. Adalet-i mutlakanın tecelli yeri ise ise daru'l-kudret olan ahirettir. Öteki dünyadır. Burası aynı anlamda dar-ı imtihan, orası ise dar-ı cezadır.

Hz. Ali (k.v.) adaleti şöyle tasvir etmektedir: "Eşyayı ve nesneleri yerli yerinde kullanmak ve yerli yerine koymaktır..."1 Yerlerinden aldığınızda ve onları değiştirdiğinizde zulmetmiş olursunuz. Fıtri olan ise her şeyin insicamlı ve uyumlu olmasıdır. Bu tariften yola çıkarak şöyle bir benzetme yapmamız mümkündür: Diyelim ki, iki öküzü bir boyunduruk altına alıp onunla tarla sürüyorsunuz. Ancak öküzlerden birisi tembel ve serkeş. Diğeri uyumlu ve emre muti. Serkeş olan sürekli geride kalarak diğerine eziyet eder. Bu öküzler birbirinin dengi olmadığından ve yanlış kullanıldıklarından cefakar olanı hakkında zulüm irtikap edilmektedir. Bu basit misalden de anlaşılacağı gibi eşyayı yerli yerinde ve dengeli kullanmazsak zulme davetiye çıkarmış oluruz. Zulmün mefhum u muhalifinden de adaletin tarifine ulaşıyoruz. O da eşyayı yerli yerinde ve düzgün bir biçimde kullanmaktır.

Bir hadis-i kudsîde Cenab-ı Hakk, kendinden haber vererek kendisine zulmü yasakladığı gibi kulları arasında da zulmü yasakladığını beyan eder. Bu manada zulüm, gücün suistimali ve yanlış ve kontrolsüz kullanılmasıdır. Zulüm, muhal-farz, sahibini nübüvvet dairesinden düşürdüğü gibi velayet dairesinden de ıskat eder. Cenab-ı Hakk'ın cahil dostu yoktur. Dost edinmek istediğinde esbabını halk ederek halilinin cehaletini izale eder. Allah'ın dostları da incelikler aleminden veya nefis çöllerinden geçtikten sonra huzura vasıl olur ve kabul edilirler. Hz. İbrahim'in duasına mukabil Cenab-ı Hakk, "Zalimler benim ahdime eremez ve nail olamazlar" buyurmuştur. Nübüvvet hanesine mensup olsa da zalim manen oraya intisaplı değildir. Haneden olmasa bile ehl-i salah manen peygamberin varisidir. Hz. Lut'un karısı, Hz. Nuh'un çocuğu ve Hz. İbrahim'in babası buna örnektir. Bu itibarla, bu anlayış Ehl-i Beyt'in tarifinde de geçerli olmuştur. Metafizikî veraset fizikî verasetten önemli ve önceliklidir.

Buna mukabil, Cenab-ı Hakk üç zümrenin duasını geri çevirmez. İftara kadar oruçlunun, adil olan imamın, yani devlet reisinin ve mazlumun duası. Bu kapsamda olan üç sınıftan iki sınıfın makbuliyet nedenleri adalet ve zulme maruz kalmaktır. Bundan dolayı, dinin en temel rükünlerinden birisi adalettir. Ve Kur'an-ı Kerim nasıl namazla birlikte daima zekatı anıyorsa, küfürle de birlikte zulmü anmaktadır. Yer yer birbirlerinin eş anlamlısı olarak da zikre konu edilmektedir. Adalet ve muadelet, denge ve eşitlik sağlanması anlamındadır.2 Mutezile'nin beş temel esasından birisi adalettir. Ancak onlar adalet-i izafiye meselesini idrak edemediklerinden dolayı mutlak adalet namına yer yer sapma göstermişlerdir. Bu meselenin uzantısı olarak kesb ve iktisap yerine kulların amellerinin yaratılmasını da yine kullara isnat etmişler ve Cenab-ı Hakk'ı devreden çıkarmışlardır. Onlar tam sorumluluk için tam yetki isterler. Bu ise rububiyetin alanına girmektir. Keza adalete mugayir ve kayırma olarak gördüklerinden şefaatı da reddederler. Adalet, mükafat ve mücazatta eşitliktir. Cenab-ı Hakk bu yönüyle kullarına adaleti emretmiştir. Bununla birlikte af kapsamını da açık bırakmıştır. Bu manada bir ayet-i celilede "Allah, adaleti ve ihsanı emreder" buyurulmuştur. Adalet amellere eşit muamele ise ihsan da hayra daha fazla, şerre ise daha az mukabele etmektir.

Müteveffa Papa John Paul de "İnnallahe ye'muru bil'adli ve'l ihsani" ayetinin manasına ve mantığına uygun olarak şunları söylemiştir: "Affetmek, kişisel bir tercihle insanın şerre şer ile mukabele dürtüsünü bastırmasıdır. Affetmek bir zayıflık gibi görünmekle birlikte, hakikatte büyük manevi güç ve ahlaki cesaret gerektirir."3 Papa'nın bu sözlerini yorumlayan Prof. Dr. Thomas Michel'e göre, yaraları sarmak için adalet tek başına yeterli değildir. Aynı zamanda affetmeyi de bilmemiz lazım. İşte bu af ve safh makamıdır. Bu manada İslamiyet hanefiyyetü's semha (bağışlayıcı bir din) ve mahaccetü'l beyzadır (beyaz yol). Adalet zekat gibidir. Af ise sadaka. Dolayısıyla Cenab-ı Hakk tek başına adaletin yetmediği için affı ve ihsanı getirdiği gibi zekat da kifayet etmediği için sadaka gibi bağışları da teşvik etmiştir. Çünkü daima hal ve harekatımızda istemeden de olsa maksadı aşan yönler bulunabilir. Bunların ilacı adaletle birlikte affu safh'dır. İhsan makamı her boyutta artı bir makamdır. İbadette Allah'ı görür gibicesine ibadet etmek olduğu gibi adalette de af veya ikram makamıdır.

Bununla birlikte geçmişte kalan ve tövbekar olanların tecavüzlerini bağışlamak centilmenliktir. Bunun hilafına, nadan olan ve zulmünde devam niyeti izhar eden insanları bağışlamak zulme razı olmak ve ona aracı olmaktır. Bu açıdan mazlumun da pasif bir şekilde zulmü desteklememesi gerekir. Küfre rıza küfür olduğu gibi zulme rıza da zulümdür ve bunu yapanlar genellikle tasvip ettikleri veya sessiz kaldıkları zulmün acı tadını tadarlar. Mazlumların çeşitli yollarla zulmü bertaraf etmeleri en azından zulme mekan olan bölgeyi terk etmeleri gerekir. Mevlana Celaleddin Rumi'nin babası Sultanu'l-Ulema Bahauddin Veled Horasan'ı ve Belh'i zulüm yüzünden terk etmiş ve Anadolu'ya ayak basmıştır. Bu hareketinin bereketine Anadolu fuyuzatıyla feyizlenmiştir. Aksi taktirde, zulmü kabullenmek zulümdür. Bunu nasihatla ve reddi cemille yapmak da o kadar önemlidir. "ferman sultanın ise dağlar bizimdir" anlayışı ise dahilde çatışmayı akla getirdiği için makbul değildir. Bunun adı ihkak-ı hak değil, isyandır. İsyanın da bir ahlakı ve kültürü var. Yapıcı davranmak ve tahribat yerine tamirat yolunda olmak gerekir. Aktif zulüm zulmü irtikap etmekse; pasif zulüm, zulmü kabullenmek ve zalime müzahir olmak ve zulüm kefesini ağdırmaya hizmet etmektir. Bundan dolayı, mazlum ihkak-ı hak için çalışır ve hakkını meşru yollardan almaya gayret eder. Bu hususta Cenab-ı Hakk ona müstesna haklar tanımıştır. Cenab-ı Hakk mazlumun dışında kimseye çirkin söz veya yüksek perdeden konuşma hakkı, yetkisi vermemiş ve tanımamıştır.4

Peygamberimiz sünnetiyle de bu kuralı te'yid etmiştir. Sözgelimi, zulme girmedikçe kimsenin sözünü kesmezdi. Zulmün yayılmasına ve tedavülüne hizmet edecek şekilde konu edilmesine ve konuşulmasına ve zulmün müdafaasına asla müsaade etmezdi.5

Netice, Hz. Ömer'in de dediği gibi, adalet mülkün temeli, zulüm ise mülkün izalesi ve tahribidir. Umran ancak adaletle kaimdir; yani ayakta kalır. Dünyada zulüm, kıyamette zulumat ve karanlıklardır.

Öz

Bu makalede adalet tarifinden yola çıkılarak bu dünyanın hikmet dünyası olduğu, bu nedenle burada işlerin adalet-i izafiye ile, hikmete uygun olarak yürüdüğü gözler önüne serilmekte; Allah'ın kullarına zulmü yasakladığı, zulme rıza göstermenin zulüm olduğu vurgulanmaktadır.

Hz. Ömer'in sözünde kendisini bulan, "adalet mülkün temelidir, zulüm mülkün izalesi ve tahribidir" sonucuna varılmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Adalet, zulüm, adalet-i mahza, adale-i izafiye

Abstract

This article begins with the definition of the concept of justice and goes on that this world is a world of wisdom. Thus, it has been clarified that every moments and events in this world has been enforced with the relative justice in coherence with wisdom; God has forbidden the atrocity, and the agreement with the cruel acts is also a kind of atrocity.

It reaches the conclusion with the statement of Hz. Omer as "justice is the basis of a true government, cruelty is the negation and destruction of that true government".

Key Words: Justice, ultimate justice, relative justice, oppression

Dipnotlar

1. Hadis-i Erbain şerhi Taftazani, İstanbul baskısı, s. 192.

2. Müfredat Fi Garib el Kur'an, Ragıb el İsfehani, s. 325, 326.

3. İsa'nın Geri Dönüşü, Thomas Michel, Yeni Asya Yayınları, s. 67.

4. Nisa: 148.

5. Hz. Peygamber ve Eğitim Metodları, Abdulfettah Ebu Gudde, Ümran Yayınları, s. 38.

Yukarı