. Ziyaretçi


Okunma Sayısı: 4242

Bu Sayıdaki Diğer Yazılar

Metni Yazdır

KÖPRÜ Dergisini web üzerinden www.kitapyurdu.com adresinden satın alabilirsiniz.

Kampanyamızdan yararlanarak dergimizin eski sayılarına uygun fiyata sahip olabilirsiniz tıklayın.


 KÖPRÜ / Güz 95 
 Milliyetçilik
 KÖPRÜ / Yaz 2010 
 Said Nursi’nin Demokratik Toplum Tasavvuru


Copyright © 2006
KÖPRÜ Dergisi
Her Hakkı Saklıdır

Bilim ve Din
Kış 2005   [ 89. Sayı ]


Din Duygusunun Üzerinde Yapılandığı İki Merkez

Two Centres on which Sense of Religion Base

Reha Fırat

Psikiyatr

Kişi ilk olarak kendini sever. Ve kendisiyle irtibatı sadedinde ailesini, köyünü, şehrini, ülkesini sever. "Ben" merkezinden başlayıp genişleyen halkalar şeklinde, çapı genişledikçe azalarak yayılan bu aktarım sevginin en ilkel ve doğal varoluş biçimidir. İnsanoğlunun ruhsal ve zihinsel olarak tekamülü sürecinde eriştiği daha rafine ve üstün şekli ise "kendisi" ile olan bağlantısı ve yakınlığı dolayımıyla değil ama "doğru olan", "güzel olan", "adil olan"la olan karşılıklı ilişkisi temelinde bir sevgi ve ilgi üretimi ve yönlendirmesine yükselebilmesidir. Bu durumda kişi "ben" ve "öteki"nin sınırlarını belirlerken, kan bağının dar çerçevesi veya menfaat birliği yerine kıstas olarak zihinsel ve ruhsal düzlemli daha üst belirleyicileri referans alır.

Peki din bağlılığı ve din müşterekliği temelinde "biz"in sınırlarını dindaşları etrafında oluşturan birinin kullandığı merkez hangisidir? Bu iki gruptan hangisine girer. Zannımca her ikisine de... Buradaki niteliksel fark bu üst yapının hangi psişik ve zihinsel altyapı üstüne kurulduğu ile ilgilidir.

İçinde doğduğu ve veri olarak hazır bulduğu toplumsal, kültürel, dini değerleri "ben"inin etrafına dolayarak, bir milliyetçinin kullandığı ruhsal ve zihinsel mekanizmaları ve süreçleri aynen kullanarak oluşturulan dini hüviyet aslında bir tür din milliyetçiliğidir ve merkezinde "ben" vardır. Akrabalar gibi, içinde yaşanılan toplum-şehir-kabile gibi din de "ben"in bir uzantısı olarak algılanmış ve içselleştirilmiştir. Böyle biri için bir başkasıyla (ötekiyle) niza içinde olan bir yakınının her zaman haklı olması gibi, bir dindaşı da din temelli ötekine karşı niza mevzuundan bağımsız olarak daima haklıdır ve desteklenir. Çünkü destek "ben"le olan yakınlığadır ve bu da konunun içeriğinden ve kişilerin tutumundan bağımsız ve değişmezdir. Bununla bağlantılı olarak da merkezi "ben" olan dindarlık saldırgan ve katıdır ve kategoriktir. Aslında Yaratıcı ile kurulan ilişki de ödül-ceza (Cennet-Cehennem) eksenine kurulmuştur ve bir hakikat olarak içselleştirilmemiştir. İlkelere dayalı değil, temelde manevi de olsa bir çıkar ilişkisi üzerine kurulmuştur. Bu durum henüz sosyal kuralları, ahlaki normları içselleştirmemiş bir çocuğun ebeveyninin ceza ve ödülleri doğrultusunda davranışlarını belirlemesi ya da trafik polisini gördüğünde aklına emniyet kemeri gelen bir sürücü örneğindeki gibi gelişmesi tamamlanmamış, daha iptidai düzeydeki ruhsal süreçleri temsil eder.

İkinci gruba giren din mensubu ise bu mensubiyetini aktif ve kişisel çabası sonucunda oluşturmuştur. Ya uzaktan arayarak bulmuş ya da etrafında hazır bulduğu bu değerleri yeniden bir sorgulama ve yargılama sürecinden geçirerek filtre ettikten sonra inşa etmiştir (tahkik). Hoşgörülüdür ve analitiktir. Burada merkez "ben" değil, "hakikat"tir. Destek özneye göre değil, fiile göre belirlenir. Yani destek -akrabaya olduğu gibi- dindaşa değil, adalete ve haklı olanadır. Agresif değildir, ötekini "ıslah" etmeye, kendine katmaya çalışabilir, ama yok etmeye çalışmaz. İnancını zorla başkasına uygulamaya kalkmaz, kendi hayatında bilgece yaşar ve belki kendisinde bir örnek olarak sergiler.

Said Nursi'nin gerek hayatı, gerek eserlerine bakıldığında, önerdiği ve olumsuzladığı kriterler incelendiğinde ikinci gruptaki din algı ve anlayışı çıkar karşımıza. "Gözümde ne Cennet sevdası, ne Cehennem korkusu var…" cümlesi de onun din ve yaratıcı ile olan ilişkisinin ceza-ödül eksinde değil, daha üst bir düzeyi temsil eden ilkesel düzeyde içselleştirildiğini ifade etmektedir. "Hakkın hatırı alidir, hiçbir hatıra feda edilmez" ifadesi de…

Bütün mensubiyetlerin (aile, akraba, ırk, millet, din vs.) bu zihinsel temel üzerinde yükselen bir çatı altında bina edilmesi, insanlığın bugün ihtiyaç duyduğu sevgi, anlayış, hoşgörü, diğerkamlık, barış ve adalet gibi ortak değerleri muhkem ve işler kılacak, rengi ve çapı ne olursa olsun, Bediüzzaman'ın genel bir kategori olarak "unsuriyetçilik" olarak isimlendirdiği -yukarıda zikredildiği anlamıyla din milliyetçiliğini de içinde barındıran- fanatizmanın ve taassubun kıskacındaki çatışma ikliminden insanlığı uzaklaştıracaktır.

Öz

Bu makalede, din bağlılığı ve din müşterekliği temelinde "biz"in sınırlarını dindaşları etrafında oluşturan birinin kullandığı iki merkezden bahsedilecektir. Bunlardan biri "din milliyetçiliği" şeklinde tanımlanırken; diğeri, Said Nursi'nin de tercih ettiği hoşgörülü ve analitik yaklaşımdır. İkinci tercihte merkez "ben" değil, "hakikat"tir. Destek özneye göre değil, fiile göre belirlenir. Yani destek -akrabaya olduğu gibi- dindaşa değil, adalete ve haklı olanadır. Agresif değildir, ötekini "ıslah" etmeye, kendine katmaya çalışabilir, ama yok etmeye çalışmaz. İnancını zorla başkasına uygulamaya kalkmaz, kendi hayatında bilgece yaşar ve belki kendisinde bir örnek olarak sergiler.

Anahtar Kelimeler: Din duygusu, milliyetçilik, din milliyetçiliği, unsuriyetçilik, ben, benmerkezcilik, hakmerkezcilik, ödül ceza ekseni, çıkarcılık, ilkesellik

Abstract

In this article, I discuss two centres used by the one who forms the borders of "we" around coreligionists being based on devotion to religion and having the common religion. One of these is described as "nationalism of religion", and the other one is tolerance, preferred also by Said Nursi, and analytic approach. In the second choice, the centre is not "I", but "truth". Support is not determined according to subject, but action. That is to say, support is not for coreligionists - or relatives - but for the rightful. It is not aggressive, and it may try to improve and invite the other though, but never tries to destroy. He does not impose his belief, but practices in his life wisely, and maybe demonstrates as an example in his life.

Key Words: Sense of religion, nationalism, nationalism of religion, racialism, ego, ego-centricism, truth-centricism, reward-punishment axis, opportunism, principled attitude

Yukarı