. Ziyaretçi


Okunma Sayısı: 7183

Bu Sayıdaki Diğer Yazılar

Metni Yazdır

KÖPRÜ Dergisini web üzerinden www.kitapyurdu.com adresinden satın alabilirsiniz.

Kampanyamızdan yararlanarak dergimizin eski sayılarına uygun fiyata sahip olabilirsiniz tıklayın.


 KÖPRÜ / Kış 2006 
 İsevilik: Hz. İsa İslamı
 KÖPRÜ / Kış 2002 
 Küreselleşme Krizi


Copyright © 2006
KÖPRÜ Dergisi
Her Hakkı Saklıdır

Tesettür
Güz 2003   [ 84. Sayı ]


Esirden Tesettüre

Hakan Yalman

Yaratılış kanunları çerçevesinde bakarsak; "tesettür"ün, varlığın özündeki gerçekliğin tezahürlerinden birisi olduğuna şahit oluruz. Aslında örtünme hakikati, Cenab-ı Hakk'ın "Settar" isminin bütün varlık alemini kuşatan tecellisidir. Zaten, Cenab-ı Hakk'ın her isminin temel özelliği olan mutlaklık, bunu gerekli kılmaktadır. Yani, her isim tek tek ve diğer isimlerle birlikte varlığın genelinde tecelli eder.

Tesettür hakikati, esirden başlayarak varlığın bütün boyutlarını kuşatmaktadır. Esir maddesi yıldızları, gezegenleri, dünyayı, insanları, hayvanlar alemini, bitkiler alemini, organik yapıları, molekülleri ve zerreleri latif bir yorgan gibi örtmektedir. Çekirdeği çevreleyen elektron bulutunda, hücrenin zarında, ağacın kabuğunda, hayvanların türlerine göre farklılık arzeden derilerinde, postlarında, insanların ciltlerinde ve gezegenlerin atmosferlerinde hep bir gizleme, örtme ve koruma hakikati vardır. Bütün bunlar tesettürün ne denli kuşatıcı, geniş ve yaygın olduğunu göstermektedir.

Bediüzzaman Said Nursi, tesettürü bu temel kanun çerçevesinde ele alarak inceler. Yirmi Dördüncü Lem'a'da tesettür konusunu işlerken, konunun merkezine fıtriliği yerleştirerek, tesettürü varlığın genel ahengi içinde insanın da uyması gereken bir kanun olarak ele alır. Yani, yaratılışa, eşyanın genel işleyişindeki normallik algısına, vicdanın sesine, doğruluğunda insanlığın ittifak ettiği değerlere ve ahlaka uygunluk meselesine atıfta bulunur. Tesettür davranışının psikodinamik altyapısına inildiğinde korku, utanma, korunma, gizlenme, bakışlardan uzak kalma gibi fıtri hallerin bulunduğuna dikkat çekilir.

Yirmi Dördüncü Lem'a'da, tesettür hakikatinin bu fıtri boyutuna dört hikmet çerçevesinde dikkat çekilir. "Birinci Hikmet", kadınların zerafet ve nezaketinin korunabilmesinin tesettürü gerektirdiği hususudur. "İkinci Hikmet", örtünmenin psikodinamik zemininde yer alan kıskanma duygusu ile ilgilidir. "Üçüncü Hikmet" güven duygusu için örtünmenin gerekliliği konusu üzerine kurulmuştur. "Dördüncü Hikmet"de ise, aile müessesesinin korunabilmesi için tesettürün gerekliliğine dikkat çekilir.1

Gizli bir hazine olan "Esma"nın, tecellileri müşahede edildikçe varlığın özündeki tesettür hakikati görünür. Yirmi Beşinci Söz'de "Kur'an nedir, tarifi nasıldır?" sorusunun cevabı verilirken "... zeminde ve gökte gizli esma-i İlahiyenin manevi hazinelerinin keşşafı; sutur-u hadisatın altında muzmer hakaikın miftahı; ve alem-i şehadette alem-i gaybın lisanı..."2 şeklindeki ibareler varlık ile gizlilik arasındaki ilgiyi kuran bir nitelik taşır. Gizlilik, örtme ve saklama varlığın temelinde esma-i İlahiyenin eşya gerisinde ve olayların arkasında gizlenmesi ile başlamaktadır. Yani eşyanın özünde işleyen tesettür hakikati, vahdetten kesrete/teklikten çokluğa doğru varlığın her safhasında işleyen bir hali gösterir. Esirin gerisinde gizlenmiş hakikatler varlık adı altında açığa çıkarken, her safhada bu hakikatten bir numune vardır. Yalnızca bize görünen kısımda işleyen tesettür hakikati, hayal, misal, ruhlar, gayb gibi farklı alemlerde de değişik şekillerde tezahür ediyor olmalıdır.

Diğer taraftan, varlık aleminin en şereflisi ve alemlerin Rabbi'nin, "habibim" hitabına mazhar olan Hazret-i Muhammed'e (a.s.m.), Kelam-ı Ezeli'de, "Ey örtünüp bürünen (Resulüm)!"3 ve "Ey bürünüp sarınan (Resulüm)!"4 şeklinde hitapta bulunulması, varlığın en güzel meyvesi ile örtü arasındaki ilişkiye işaret eder.

Yine, ezeli kelamın bizlere hitabında, "Ey Ademoğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattık. Takva elbisesi... İşte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah'ın ayetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar (diye onları indirdi)."5 cümleleri varlığımızın özünde var olan tesettür hakikatine bir delil kabul edilebilir. Üstelik, burada erkek kadın bütün insanlığa hitap edilmekte ve insanlığın en hayırlı elbisesinin takva elbisesi olduğuna işaret edilmektedir. İnsanın özünde var olan korku, utanma, gizlenme gibi duyguların tesettür hakikati ve bu hakikatin de takva ile bağlantısı ortaya çıkmaktadır. Yine tesettür ya da örtünme hakikatinin varlık alemine yansıması, İlahi kelamda şu ifadelerle yer alır: "Allah yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı. Dağlardan da sizin için barınaklar yarattı. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruyacak zırhlar yarattı. İşte, böylece Allah, Müslüman olmanız için üzerinize nimetini tamamlıyor."6 Burada ardı ardına sıralanan hakikatler coğrafi alanlardan ferdi plana koruma ve korunma gerçeği ile tesettür bağlantısını ortaya koymaktadır.

İnsan psikolojisindeki suçluluk duygusu ve buna karşılık örtünme refleksi ile ilgili Kur'an-ı Azimüşşan'da şu müjdeli cümleler yer almaktadır: "Ey iman edenler! Eğer Allah'tan korkarsanız O, size iyi ile kötüyü ayırtedecek bir anlayış verir, suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü, Allah büyük bir lütuf sahibidir."7 Yine, varlığın en temel gerçekliklerinden birinin örtü ve örtünmek olduğu şu ayetin ifadelerinde görülür: "Sizin için geceyi örtü, uykuyu istirahat kılan, gündüzü de dağılıp çalışma (zamanı) yapan, O'dur."8 Aynı örtünme ve örtme hakikatine, varlığın genelinden ulaşan bir mana ile ezeli kelamda şu işaret bulunmaktadır: "Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş'a istiva eden, geceyi durmadan kendisini kovalayıp duran gündüze bürüyüp örten; güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş durumda yaratan Allah'tır. Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O'na mahsustur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!"9 Alemin genelinden örtünmeye olan bu işaret yine yeryüzünden ve gördüğümüz alemden de aynı hakikate ulaştıran bir mana bütünlüğü de yine bir ayette şu mealle yer almaktadır. "Yeri döşeyen, onda oturaklı dağlar ve ırmaklar yaratan ve orada bütün meyveleri çifter çifter yaratan O'dur. Geceyi de gündüzün üzerine O örtüyor. Şüphesiz bütün bunlarda düşünen bir toplum için ibretler vardır."10

Modern insanın en temel problemlerinden biri sınırlı varlık algısıyla, eşyayı dar kalıplar ve sınırlı zamanlar içinde algılamasıdır. Pozitivist ve determinist bakış açılarının şekillendirdiği zihinler, varlık aleminin genel ahengini, bütünlüğünü, her şeyin her şeyle ya da bir şeyin her şeyle irtibatını algılamakta sıkıntılar yaşıyorlar. Oysa, varlık aleminde muhteşem bir ahenk, sarsılmaz bir birliktelik ve eşyayı derinden etkileyen bir bütünlük vardır. Bilimin geldiği yeni noktada, her an yeniden yaratılan varlık tabloları ve her şeyin her şeyle irtibatlı olduğu bir varlık tablosu ortaya çıkıyor. Zerreler aleminde adeta bir telepati var; bir zerre ışık hızından daha yüksek süratle, varlık aleminin bütün zerrelerinden haberdar oluyor. Ve onun konumu diğer tüm zerrelere ulaşıyor. Her şey her şeyle irtibatlı. Kelebek etkisi denilen, burada kanat çırpan bir kelebeğin oluşturduğu küçük hava akımının, okyanuslarda fırtınalara dönüşmesi, olayın makro boyuta yansımasını anlatıyor. Bu tablo içinde, maddenin derinliklerinden alemimize yansıyan çok manalar vardır. Dar bakış, yalnızca maddi alanla sınırlı algılar bu manaları ve derin mesajları gizliyor; insanların maddi alemde siyasi bakışlara hapsolmuş olarak yaşamasına neden oluyor. Her şey siyasi kaygılar ve menfaat çatışmaları ile algılanmaya çalışılırken, bütün alemi "inleten" ahenk gizleniyor. Oysa, bütün alem bir orkestra misali, esmayı terennüm eden muhteşem besteyi birlikte, iç içe, hep bir ağızdan dile getiriyorlar. Tek enstrümanla bütün arasındaki, enstrümanın bütüne katkısını ve bütünden enstrümana yansıyan besteyi fark edemediğinizde nağmelerin ve bestelerin anlamını çözemezsiniz. Bu yönüyle varlığın hep teklik ve bütünlük içinde ele alınması vahidiyet içinde ehadiyet gözetilerek anlamlandırılması gerekmektedir.

Cenab-ı Hakk'ın her ismi gibi "Settar" ismi de, alemin farklı unsurlarında ve bütününde ifade edilen bir nağmedir. "Ya Settar, Ya Settar!" bazen varlığın o andaki yaratılışında, yokluk örtüsünden sıyrılıp varlığa geçişinde, bazen hücre zarından, bazen bitkinin kabuğundan, bazen hayvanın postundan ya da derisinden, bazen gündüzün gecesinden, bazen dünyanın atmosferinden yansır. Sosyal hayatta giyinme gerçeği ile tekstilden; barınma, sığınma gerçeği ile mimariden yansıyan bir nağmedir. Bu yönüyle bakıldığında varlığın ta derinliklerinden binlerce tenteneli perdeyi aşarak gözümüze ulaşan kimi zaman giyilen elbise, kimi zaman sığınılan barınak, kimi zaman örtülen baş şeklinde alemimize yansıyan bir tesettür hakikati varlığı kuşatan bir "Settar" gözleriz.

Giyilen elbisenin, meyvedeki kabuğun ve iffet sembolü genç kızın başındaki örtünün, hep aynı hakikatin farklı şekillerini ifade ettiği bir alemde, hakikat çok daha belirgin algılanacaktır.

Giyinen, korunan, kıskanılan her şey, aynı kuşatıcı hakikatten nurunu almakta, bütünlük içinde "Settar" güneşinin alemde temsilcisi ve tecelligahı olmaktadır. Bu nazarla baktığınız bir alemde; mimaride, tekstilde, teknolojide ve hayatın her anında ve her yerinde muhatap olduğunuz bir hakikat gözlerinizden ruhunuzun ta derinliklerine sızar ve orada size çok yakın, iliklerinizi ısıtan, ruhunuzu ondan bir parça gibi hissettiğiniz Şems-i Ezeli'yi "Settar" şeklinde algılarsınız. Bütün benliğinizi saran bir muhabbet, farklı bir sıcaklık ruhunuzu sarar. İşte, fıtratınızın sesi ile alemin fıtriliğinin buluştuğu nokta, kendinizi bulduğunuz an budur.

Başlarını örten hanım kardeşlerimiz bilmelidirler ki, o örtü sadece bir metrelik bir bez parçası değildir. Adeta, alemin bütününde yankılanan müthiş hakikatin bir parçası niteliğindedir. Başlarındaki örtüyü bu varlık ve kulluk gururu ile taşımalıdırlar. Arkalarında tek atomdan altı günde dünyayı halk eden, dünyayı, dağları, sosyal hayatı ve bütün bu düzen içinde geceyi gündüze örtü haline getiren Kadir-i Küll-i şey'in gücünü hep hissetmeli ve yalnızlığa, hüsrana, üzüntüye düşüp gevşememelidirler. Çünkü, hem benlikleri hem örtüleri hem de samimi fıtratları "zübde-i alem"dir. İnsanlık ve varlık tarihi boyunca hiçbir zaman zalimlerin, azgınların, dalalette gidenlerin ve maddi gücün kısık sesi; fıtratın, varlığın ve hakikatin gür sesi karşısında gerçek anlamda duyulmamıştır. Bundan sonra da duyulmayacaktır. Garip, hazin, yalnız, çaresiz, ümitsiz olduğunuzu algıladığınız anlarda gerekli olan şey inancın üstünlüğünü hatırlamak ve buna yürekten inanmaktır. Size zerreleriniz ve hücreleriniz kadar yakın her an yanınızda olan ezeli kelamın şu muhteşem manaları benliğinizde ve ruhunuzun derinliklerinde hep yankılansın: "Gevşemeyin ve üzülmeyin, inanıyorsanız üstün gelecek olan sizsiniz."11

Dipnotlar

1. Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, 24. Lem'a, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2001,

s. 255-258.

2. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, 25. Söz, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2001, s. 331.

3. Müzzemmil Suresi, 73/1

4. Müddessir Suresi, 74/1

5. A'raf Suresi, 7/26

6. Nahl Suresi, 16/81

7. En'am Suresi, 8/29

8. Furkan Suresi, 25/47

9. Araf Suresi, 7/54

10. Ra'd Suresi, 13/3

11. Âl-i İmran Suresi, 3/139

Yukarı