. Ziyaretçi


Okunma Sayısı: 8363

Bu Sayıdaki Diğer Yazılar

Metni Yazdır

KÖPRÜ Dergisini web üzerinden www.kitapyurdu.com adresinden satın alabilirsiniz.

Kampanyamızdan yararlanarak dergimizin eski sayılarına uygun fiyata sahip olabilirsiniz tıklayın.


 KÖPRÜ / Yaz 2005 
 Hidayet: Dine Yöneliş Zamanı
 KÖPRÜ / Yaz 2001 
 Ahlâk


Copyright © 2006
KÖPRÜ Dergisi
Her Hakkı Saklıdır

Laiklik ve Sekülerizm
Yaz 95   [ 51. Sayı ]


Laiklik İlkesinin Amacı ve Bir İkame Teklifi

Hüseyin Hatemi

Prof. Dr., İstanbul Üniversitesi, Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi

I. Laiklik ilkesinin iki anlamı ve doğuş sebepleri

1. Laiklik ilkesinin maddi anlamı: Laiklik ilkesinin maddi anlamı; İlâhi Vahiy ile toplumsal hayatın ilişkilerinin kesilmesi ve bu kesilmeyi sağlamak için de araya en çağdaş caydırıcı vasıtalarla takviyeli bir Pozitif Hukuk seddi inşa edilmesidir. Bu çağdaş caydırıcı vasıtaların en fazla uygulananı; kestirme olarak; bu duvarı aşmaya cür'et edenin yaşama hakkından yoksun kılınmasıdır. Ne var ki "İnsan hakları kuramı"nın şeklen gelişmesi karşısında, birçok ülkede, bu "yoksun kılma", idam cezası tarzında değil de terör vasıtaları ile öldürme ve sonra da bu eylemi çağın "günah keçisi" olan Müslümanlara isnad etme tarzında görülür.

2. Laiklik ilkesinin şeklî anlamı: İlkenin şekli anlamı; Devlet örgütünden ayrı bir "ruhanî örgüt"ün varlığı ile belirlenir. İlâhi vahyi tebliğ eden örnek insanların yine ilâhî emir ile kurdukları örnek düzenlerden sonra; insanları sömürmek isteyen güç sahipleri; insanı önce "bâtıl dinler" vasıtası ile kendi amaç ve özlerine yabancılaştırmışlar, sonra da bu bâtıl dinlerin sahte din adamlarının desteği ile iktidara gelerek halkı köleleştirmişlerdir. Hazret-i İsa'nın tebliğinden sonra gerçek Hıristiyan tebliği (İslâm'ın o dönemdeki şekli) iktidarı elde edememiş, Paulus denen adam da Hıristiyanlık adı altında bir din ve bir ruhani örgütün kurulmasına yol açmıştır. Bu örgüt (Kilise); İsa'nın (A.S.) tebliğinden üç yüz yıl kadar sonra Roma Devleti ile "koalisyon" yapmaya muvaffak olmuştur. İşte bu "Koalisyon" dolayısı ile Laiklik ilkesinin şeklî anlamı ortaya çıkmıştır. Oysa bu koalisyona rağmen Laiklik ilkesinin maddî anlamı belirmiş değildir ve Papa da imparator da, "İsa'nın halifesi" olduklarını iddia edeceklerdir.

3. Laiklik ilkesinin maddî anlamının doğuş sebepleri:

Bu koalisyon; genel bir bakış ile, halka mutluluk değil iki yönden bir zulüm ve tutsaklık zinciri getirmiştir. Özellikle "vicdan özgürlüğü"nün tanınmayışı; "İlahî vahiy" adına hareket ettiklerini söyleyerek insanlığa zulmedenlere karşı nefret doğurmuştur. Bu arada; Hazret-i İsa'dan sonra otuz yıl kadar bir süre geçmiş iken mabedleri yıkılan ve "Koalisyon"dan sonra da "Hazret-i İsa katilliği" ile suçlanıp "getto"lara tıkılan Yahudiler, zaman zaman kurtuluş çareleri arıyorlar, "Kılıç" (Devlet) ve "ateş" (engizisyon)e karşı "Para"yı, "altın buzağı"yı çıkarmak için örgütleniyorlardı.

On yedinci yüzyılda, Osmanlı ülkesinde Sabetay Sevi Mesihliğini ilan edince, Yahudi kütlesi, "kurtuluş"un geldiğini sandı. 1666 yılında beklenen kurtuluş; Sabetay Sevi'nin "Mehmet efendi" olması gibi acı bir hayal kırıklığı ile sonuçlanınca, Yahudi önderleri; "Mesih"den ümidi kestiler ve "kılıç" ve "ateş"e karşı "Materyalist" bir savaş aracı bulmak istediler. Bu arada; Katolik Kilisesi'nden ve devletten zulüm gören Hıristiyan grupları da önce deniz aşırı İngiltere'ye, Amerika'nın keşfinden sonra da yeni keşfedilen kıtanın Katolik Güney'ine değil Katolik Kilisesi'nin baskın olamadığı Kuzey'ine göçüyorlardı. Amerika'nın bu yöresi de İngiltere'ye bağlı idi. Şu halde Yahudi Savaş hareke-tinin başlatılması için en uygun merkez Londra idi. Londra'da da; yuvalanmak için en elverişli ortam; esasen daha önce de Papalığa karşı diş bileyen Templier Şövalyeleri'nin de yuvalandığı Mason (duvarcı) esnaf örgütü idi. Düşmanlık gösterilecek iki yakın hedef vardı: Papalık ve Yahudiler' i Batı'da olduğu kadar ezmese dahi Kudüs yöresini elinde tutma "cürm"ünü işlemekte olan Osmanlı Hilâfeti! Bu sebeple; Batı'nın Yahudiler'e karşı çıkardığı "ateş" ve "kılıç" Osmanlı'ya ve genellikle İslâm'a isnad edilerek İslâm'ın "barbarlık" demek olduğu; 1725 Anderson Nizamatı ile ilan edildi. O sırada Osmanlı halifesi lâleler ve helva sohbetleri ile meşgul idi ve bir "tarikat" gibi üstelik bir kısmını da Doğu'dan aldığı simge ve mistik deyimlerle kendisini "kamufle" eden bu örgüt tarafından kısa sürede abluka altına alınacak, tam iki yüz yıl sonra da tamamen yıkılacaktı. Papalık ise aynı gaflet içinde değildi. On üç yıl sonra, 1738'de Mason örgütünü aforoz etti. Bu da, Katolik Ülkeler' deki Masonların din ile bağının şeklen de kopmasına ve savaşın keskinleşmesine yol açtı. Bu savaş; Papalığa karşı değilse bile, onun müttefiki olan Fransız Hanedanı'nın ağır yenilgisi ve Hükümdar'ın da, yine Katolik ve Kutsal Roma-Cermen Hanedanı'nın kızı olan eşinin de başlarının giyotin sepetine düşmesi ile sonuçlandı. Protestan ve Osmanlı Ülkeleri'nde ise, hükümdar ve din adamları dahî Mason olabildikleri için, bu kadar zecrî tedbirlere gerek yoktu. Bu arada; İngiliz Anglikan Kilisesine de fazla güvenmemek gerekiyordu.

Hükümdar'ın bir gönül macerası Papalık tarafından hoşgörü ile karşılansa idi, Anglikan Kilisesi doğmayacaktı. Şeklî farklılığa rağmen, Anglikan Kilisesi de fazla Hıristiyan ve fazla merkezi, dolayısı ile de fazla güçlü idi. Bu sebeple; Fransız İhtilâli hazırlanırken, bu arada Amerikan İhtilali'nin de hazırlanması ve İngiltere'nin de güçsüzleştirilmesi gerekiyordu. İki yüz yıl kadar bir süre geçtikten sonra, siyasi Siyonizm de örgütlenmiş, Sultan Hamid "cezalandırılmış", Arap ülkeleri Osmanlı'dan koparılmış ve araya düşmanlık sokulmuş, Arap ülkelerinin dizgini İngiltere'ye de emanet edilmeyerek güvenilir müttefik Amerika'ya verilmiş idi. Fransız Devrimi başarısından sonra nasıl Fransa'da maddî anlamda Laiklik seddi inşa edilerek din toplumdan yalıtılmış ise, Osmanlı Hilafeti merkezinde daha tedbirli olmak ve bu seddi Fransa'dan da daha güçlü bir şekilde tahkim etmek, bazı kimselere: "Laiklik, işlevsel olarak Kur'ân-ı Kerim'den de üstündür" dedirtmek gerekiyordu. Böyle de yapıldı.

II. Laiklik ilkesinin maddî anlamının amacı ne olabilir?

Bu ilkeyi haklı göstermek için; Tarih'ten, din adına vicdan özgürlüğü tanımama örnekleri ve zulümleri gösterilir. Oysa zulüm mutlaka dini kisveye bürünmek zorunda değildir. Stalin din adına mı zulmetmiştir? Şu halde İslâm'a karşı savaş ilan edenlere sorulmalıdır: Hangi mantık ile, din kisvesine bürünen zulüm örneklerini; İslâm ile savaş gerekçesi yapabiliyorsun? Aynı gerekçe ile ben de "Sosyalizm ve Komünizm'in ne sininden ne kafından söz edilebilmeli, Stalin örneği unutulmamalıdır" dersem, "yakışır haspaya!" mı diyeceksin?

Şu halde Laiklik ilkesinin insanlık düşmanları tarafından da -Fransız Devriminde kesilen kafaları da unutmayalım kullanılmasına engel olabilmek için, Laiklik ilkesi yerine, "Öz"e ilişkin bir koruyucu ilke getirmekten başka çare yoktur: Bu da ancak Alman Anayasası'nda olduğu gibi; "İnsanlık değeri", "insanlık onuru", "insan hakları" ilkesidir. Esasen bugün hücum hedefi kılınan gerçek Şeriat’ın anlamı da budur. İnsan hakları havarisi kesilenler ise insan hakları kuramının kaynağının İslâm (İlâhi Vahiy) olduğunu unutturmak, insan hakları ve adalet düzeninin kurulmasını önlemek için, zorunlu olarak hiçbir "hayır" getirmeyip sadece İlahî vahy ile toplumu birbirinden yalıtlamak (tecrit etmek) amacı ile kurulan lâiklik çıplak duvarını savunmaktadırlar.

Amacınız "vicdan özgürlüğü" ve "insan hakları" ise, gelin bu ilkenin adını "insanlık değeri ilkesi" koyalım ve dini yanlış yorumlayanlara da hep birlikte karşı çıkalım!

Yok eğer amacınız "fesad, fısk, fücur, zulüm, güçlünün zayıfı ezmesi serbestisi" ise, bu Orman Kanunu'nu; Tabii (fıtrî) İlâhî Hukuk'u yasaklayarak savunmak istiyorsanız, bu mum ancak yatsıya kadar yanacaktır.

Yoksa "laiklik ilkesi; işlevsel olarak insan hakları ve vicdan özgürlüğü"nden üstün" de biz mi farkında değiliz.

Yukarı