. Ziyaretçi


Okunma Sayısı: 3288

Bu Sayıdaki Diğer Yazılar

Metni Yazdır

KÖPRÜ Dergisini web üzerinden www.kitapyurdu.com adresinden satın alabilirsiniz.

Kampanyamızdan yararlanarak dergimizin eski sayılarına uygun fiyata sahip olabilirsiniz tıklayın.


 KÖPRÜ / Yaz 2011 
 Sıdk, Muhabbet, Kardeşlik ve Dayanışma Manifestosu: Hutbe-i Şamiye
 KÖPRÜ / Yaz 2007 
 Kamusal Alanda Din- Siyaset- Toplum İlişkileri


Copyright © 2006
KÖPRÜ Dergisi
Her Hakkı Saklıdır

Demokratlık
Kış 2014   [ 125. Sayı ]


Demokrasi-Demokrat-Siyaset İlişkisi

Racism and Brotherhood in the Eyes of Bediuzzaman

Ahmet Hamdi Aydın

Prof. Dr. KSÜ, İktisadi ve İdari Bilimler Fak.

Giriş

Demokrasi ile demokrat kavramları arasında son derece yakın bir ilişki bulunmaktadır. Anlam itibariyle demokrat; demokratik olmak, demokrasiden yana olmak demektir. ‘Demokratlık’ da ‘demokrasi’nin kendisi demektir. Siyaset ise, demokratik ve hür bir toplumda ülkeyi yöneteceklerin belirlenmesi sürecinde yapılan tüm çalışmaları ifade eder.

Bu üçlü ilişkilendirme yapılırken, ‘demokrat’ ve ‘siyaset’ kavramlarından önce ’demokrasi’nin anlaşılması gerekir. Yani öncelikle demokrasinin ne olduğu, neleri kapsadığı ve nasıl geliştiği, ne tür demokrasi modellerinin olduğu, demokrasinin topluma ne gibi değerler kazandırdığı ve bu çerçevede demokrasi ile cumhuriyet arasında nasıl bir ilişkinin olduğu gibi konuların netleşmesi gerekir. Bu çalışmada ilk olarak bu konular ele alınacaktır.

Demokrasi çeşitli yönleriyle anlatıldıktan sonra ‘demokrat’ın kim olduğu, ‘ahrar’ olmanın ne anlama geldiği ve ‘demokrat’ ile ‘hürriyet’ arasında nasıl bir ilişkinin olduğuna dair soruları cevaplamak daha kolay olacaktır. Çalışmanın ikinci bölümünde bu sorulara cevap aranacaktır.

Bediüzzaman Said Nursî ve müellifi olduğu Risale-i Nur’da demokrat ve demokratlık ile ilgili çok özgün çözümlemeler vardır. Çalışmanın son bölümünde de Bediüzzaman’a göre demokratın anlamı, önemi ve vasıfları anlatılacak ve özellikle siyaset ve siyasetçi bağlamında demokratların rolü ve konumu ele alınacaktır.

I. DEMOKRASİ

1. Demokrasinin Anlamı ve Mahiyeti

Demokrasi, tüm vatandaşların, devletin yönetim sistemini ve hizmet politikasını şekillendirmede eşit haklara sahip olduğu bir siyasal sistemdir. Kavramın orijinali Yunanca halk veya zümre anlamına gelen ‘dimos’ ve yönetim veya iktidar anlamına gelen ‘kratia’ kelimelerinin birleşmesinden oluşan ‘dimokratia’dır. Dolayısıyla tam olarak karşılamasa da kısaca ‘halkın yönetimi’ anlamına gelmektedir.

Demokrasinin ana yurdu olan Eski Yunan’daki filozoflar Aristo ve Eflatun demokrasiyi eleştirmiş, o zamanlarda halk içinde ‘ayak takımının yönetimi’ gibi aşağılayıcı kavramlar kullanılmıştır. J. J. Rousseau da belki katılımcı demokrasiye değil ama temsili demokrasiye, eşitsizliğe ve hürriyetlerin yitirilmesine yol açtığı, dolayısıyla köleleşmenin bir aşaması olarak gördüğü için karşı çıkmıştır. Fakat demokrasi diğer siyasal sistemler arasından sıyrılarak günümüzde en yaygın olarak kullanılan sistemi haline gelmiştir (Bağçe, 2007: 12).

‘Demokrasinin araçları’ olarak kabul edilen bazı kurumlar vardır. Bunlar demokrasinin olduğunu gösteren, olmazsa olmaz kurumlardır. Bunlar, Parlamento, siyasi partiler, Anayasa, sivil toplum örgütleri ve kolluk kuvvetleridir. Bu kurumların gelişme düzeyi ve sayısı demokrasinin olup olmadığını ve ne kadar var olduğunu gösterir (http://demokrasi.nedir.com).

2. Demokrasinin tarihçesi

Tarihsel olarak demokrasi antik çağdan beri ilgi görmektedir. Demokrasi ilk olarak eski Yunanistan’da, şehir-devletlerinde uygulandı. Doğrudan demokrasiye çok yakın olan bu sistem Atina Demokrasisi olarak da anılır. Teoride bütün yurttaşlar mecliste oy verme ve fikrini söyleme hakkına sahipti fakat o günün şartlarına göre kadınlar, köleler ve o şehir-devletinde doğmamış olanlar bu haklara sahip değillerdi.

Roma İmparatorluğu döneminde uygulanan devlet sistemi, temsili demokrasiye yakın bir nitelik taşımaktaydı. Demokratik haklar genellikle sosyal sınıf ayrımına göre şekillenirdi ve iktidar elitlerin elindeydi. Bununla beraber, Eski Hindistan’da bazı bölgelerde uygulanan sistemler de temsili demokrasiye benzetilir. Roma İmparatorluğunda, kast sisteminden dolayı iktidarın varlıklı ve asil bir azınlığın elinde olduğu söylenebilir.

Orta çağda demokrasinin gelişme süreci içindeki en büyük olay İngiltere’de Kralın yetkilerini din adamları ve halk adına sınırlayan Magna Carta Libertatum’un (Büyük sözleşme) ilan edilmesidir. Bu belge doğrultusunda ilk seçimler 1265 yılında yapılmıştır. Fakat bu seçimlere, yapılan kısıtlamalar sebebiyle halkın çok az bir bölümü katılabilmiştir.

Birçok ülkede devlet yönetiminde zaman zaman demokrasiye benzer uygulamalar görülmüştür. Örneğin İtalyan şehir devletlerinde, İskandinav ülkelerinde, İrlanda’da ve değişik ülkelerde bulunan küçük otonom bölgelerde demokrasinin prensiplerinden seçim yapılması, meclis oluşturulması gibi uygulamalar oluyordu. Fakat hepsinde demokrasiye katılım erkek olmak ve belli miktarda vergi vermek gibi standartlarla kısıtlanıyordu.

Orta Çağ yönetimlerinden çıkmaya çalışan Avrupalılar, 18. ve 19. yüzyılda demokrasiyi daha çok kendilerini hükümetin zorbalıklarından korumanın bir yolu olarak görmekteydiler. Dolayısıyla bu yüzyıllarda demokrasi, Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve Fransız İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirisi ile hızlıca yükselen bir değer haline gelmiştir.

1789 Fransız Devrimi’nde ise bir Anayasa hazırlanarak iktidar halkın seçeceği bir parlamento ile Kral arasında paylaştırıldı Ulusal Konvansiyon Hükümeti genel oy ve iki dereceli bir seçimle iş başına geldi. Fakat ilerleyen yıllarda Napolyon’un başa geçmesiyle demokrasiden oldukça uzaklaşıldı.

20. yüzyılda demokrasi hızlı bir değişme ve gelişme göstermiştir. Yüzyılın başlarında, I. Dünya Savaşı’nın sonunda Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorluklarının yıkılmasıyla birçok yeni devlet ortaya çıktı ve bu yeni ülkelerin devlet yönetimi genellikle, o döneme göre, demokratik sayılabilecek yöntemlere sahipti.

II. Dünya Savaşı’ndan sonra sömürgecilik anlayışı son buldu ve tekrar birçok bağımsız ülke ortaya çıktı. Demokratikleşme hareketleri Batı Avrupa’da yoğunlaştı. Almanya ve Japonya’da diktatörlükler son buldu, silahlanma politikası yerine, II. Dünya Savaşı sonunda imzalanan anlaşmaların da etkisiyle, refah devleti olma amacını güttüler.

20. yüzyıldaki en büyük çekişmelerden biri de demokratik olmayan Sovyet Bloğu ülkeleriyle Batı demokrasileri arasında gerçekleşen Soğuk Savaş’tı. Komünizmi yaymaya çalışan Sovyet Rusya ile diğer demokrasi çeşitleri arasından sıyrılmış liberal demokrasiyi yaymaya çalışan ABD liderliğindeki Batı gurubu arasındaki çekişme 1989 yılında son bulmuştur. Liberal demokrasinin, diğer çeşitleri arasından sıyrılmasının sihirli yanı, çoğulculuğa ve çeşitliliğe dayanmasıdır. Zira çoğulculuk olmadan demokrasinin olması zordur (Köker, 1992).

3. Demokrasi Modelleri

Demokrasi tarihinde görülen ve uygulanan demokrasi türleri veya modelleri oldukça çeşitlidir. Bunlar kısaca dört grup halinde toplanabilir: Klasik demokrasi, muhafazakar demokrasi, sosyal demokrasi, liberal demokrasi. Bu demokrasi türleri aşağıda kısaca anlatılacaktır (http://demokrasi. nedir.com).

a) Klasik demokrasi

Klasik demokrasi, eski Yunan şehir-devletlerine dayanır. En iyi uygulayıcısı ve o dönemde en güçlü şehir olan Atina’dan dolayı Atina demokrasisi olarak da adlandırılır. Belli başlı tüm kararlar, bütün vatandaşların üye olduğu Yasama Meclisi (Ecclesia) tarafından alınıyordu. Bu Meclis senede en az kırk defa toplanıyordu. Atina demokrasisinin özelliği vatandaşlarının siyasi sorumluluklara geniş çapta katılma isteğinin bulunmasıydı.

Günümüzde İsviçre’nin küçük kantonlarında halk meclisleriyle varlığını sürdürebilen klasik demokrasinin, daha büyük ülkelerde uygulanması teknik nedenlerden ötürü tercih edilmez.

b) Muhafazakar demokrasi

Muhafazakar demokrasi, sınırlı ve dolaylı bir demokrasi modeli sunar. Pratikte, yönetilenlerin rızası düzenli ve rekabetçi seçimlerle sağlanır. Siyasi eşitlik böylelikle eşit oy hakkını ifade eden teknik bir kavrama dönüşür. Dahası, oy hakkı gerçek bir demokrasi için yeterli değildir. Buna göre bireysel özgürlükleri korumak için yasama, yürütme ve yargı güçlerinin ayrılığına dayalı bir sistemin varlığı gerekir.

c) Sosyal demokrasi

Sosyal demokrasi kavramı, komünist rejimlerde gelişmiş demokrasi çeşitlerini kapsamaktadır. Bunlar arasında bazı farklar bulunmasına rağmen liberal demokrasi ile kesin olarak karşıt bir çizgidedir. Genel olarak siyasi eşitliğin yanında sosyal demokrasi ile ekonomik eşitliğin de sağlanması gerekliliğini savunmuşlardır.

Sosyal demokrasi, özgürlük, eşitlik ve adalet, dayanışma temellerine oturur. Sosyal demokrasi olgusu, 19. yüzyılın ikinci yarısından beri emekçi sınıfların yürüttüğü sosyal ve siyasal mücadeleler ile egemen sınıfların verdikleri tavizler sonunda varılan uzlaşmanın bir ürünüdür.

Sosyal Demokrasi hareketinin önceleri Lenin gibi devrimci sosyalistleri, yani komünistleri de kapsayacak kadar geniş bir yelpaze oluşturur. Devrimci sosyalistler, sosyal demokrasiyi kapitalizmle işbirliği yapmakla suçlar, buna ‘reformizm’ adını verirler. ‘Reformist’, sol ideoloji taraftarları arasında aşağılayıcı bir tanımdır.

d) Liberal demokrasi

Demokraside önceliğin özgürlüğe mi yoksa eşitliğe mi verilmesi gerektiği tarih boyunca tartışılmış ve tarih, bu ikisini bir arada tutacak sistem teorisini üretme çabalarıyla sıklıkla karşılaşmıştır. Liberal demokrasi sistemi de bunlardan biridir.

Basit olarak liberal demokrasinin, iktidarı halkın belirlediği ancak bu iktidarın bireysel özgürlüklerle sınırlandığı bir siyasal sistem olduğu söylenebilir.

Liberal demokrasi, toplumca kabul gören her türlü siyasi görüşün bir çatı altında uzlaşarak genel anlamda halkın çıkarları için gereken her türlü yönde esneyebilen bir yönetim politikası modelidir. Liberal demokrasinin tüm dünyada görülen ortak uygulamalarına göre, temel nitelikleri şöyle sıralanabilir:

Demokrasinin temsili ve dolaylı bir biçimidir.

Liberal demokrasi rekabete dayanan seçimlerle sürdürülür.

Liberal demokraside, devlet ile ilgili sivil toplum arasında açık bir ayrım vardır.

Günümüzde en gelişmiş liberal demokrat yapı Avrupa Birliği’dir.

Ayrıca bu üç eğilimde demokratik toplumun ve onun siyasal rejiminin ayrılmaz parçalarıdır. Diğer bir ifade ile demokratik çoğulcu rejimin yönetim biçimini sürdüren farklı pencereler ya da perspektiflerdir.

Ancak bu farklılık, rejimin temel ilkelerinde ayrılığı, ayrışmayı ve karşıtlığı içermez. Sadece devlet denilen en üst toplumsal kurumu ya da teşkilatı yürütmede demokratik toplum gereği demokratik siyasal rejimin nüanslarını, yelpazelerini ya da uygulamalarını ifade eder. Çünkü, asıl olan demokratik toplumun değerleridir.

4. Demokratik Toplumun Değerleri

Demokratik toplumun değerleri kısaca hürriyet, eşitlik ve adalet olarak özetlenebilir. Bu kavramlar açılarak ve geniş anlamda değerlendirilerek demokratik toplumun değerleri şöyle sayılabilir (http://www.ushistory.org):

Anayasa teminatında hukukun üstünlüğünün olması.

Devletin temel erkleri olan yasama, yargı ve yürütmenin birbirine karşı bağımsızlığı veya ayrılığının olması.

Devleti yönetecek olanların seçimle gelmesi ve seçimle gitmesi.

Yasama erkinin gücünü ‘milli iradeden’ yani yaşayan halktan (cumhurdan) alması.

Eşitliğin hakim olması, yani hiçbir kişi veya zümreye ayrıcalık tanınmaması.

Herkesin temel hak ve hürriyetlerinin korunması ve gözetilmesi.

5. Demokrasi-Cumhuriyet İlişkisi

Demokrasi, cumhuriyetin özüdür. Cumhuriyet, kaynağını tamamen milli iradeden alan rejimin adıdır. Yani cumhura (halka) ait olan, onun iradesi ile biçimlenen rejimin adıdır.

Diğer bir ifade ile devleti kuran da cumhurdur, devleti yönetenleri belirleyen de cumhurdur. Bu anlamda cumhuriyet ile demokrasi arasında bir çelişmeden çok birlikte var oluşlarından söz edilebilir.

Cumhuriyet olmadan demokrasi olmaz; ama demokrasi olmadan –anayasal kuruluşlara – dayanan cumhuriyet olabilir. Ancak, böyle bir cumhuriyet temel hak ve özgürlükler ile ekonomik ve sosyal hakları yeterince cumhura veremez, bunun için gerekli anayasal ve yasal düzenlemeleri yapamaz.

Kısaca, en iyi cumhuriyet, demokratik cumhuriyettir. Yani iktidarın babadan oğula geçmemesi, asıl güç kaynağı olan cumhurun iradesi ile iktidarın değişmesi ve belirlenmesi halinde cumhuriyet demokratik olur. Demokratik olmayan bir cumhuriyette halk değil, bürokrasi ve elinde silah tutanlar egemen olacaktır (Dağı, http://www.zaman.com.tr).

Demokrasinin olmazsa olmaz kuralları olarak şunlar belirtilebilir: Seçilmiş olan iktidar öncelikle yasalara bağlı olmak zorundadır. Cumhur karşısında taraflı davranamaz. ‘Biz’ ve ‘onlar’ gibi karşıtlıkları çağrıştıran dini, etnik, ideolojik, bölgesel ya da ahbap çavuş ilişkilerini öne çıkararak toplumda ayrıcalıklar oluşturamaz.

Demokraside remel olan birey ve birey hakları, yasa önünde eşitlik ya da vatandaş kimliği önemlidir. Farklı düşünce, inanç ve çıkar gruplarına birbirlerini ezdirmeden, bütün ideoloji, inanç ve düşünce gruplarına aynı mesafede olmak, demokratik cumhuriyette mümkündür.

Bu demokratik çoğulcu toplum yapısının gereğidir; Zira demokratik toplum birbirinden çok farklı inanç, değer, ideoloji, düşünce ve çıkar gruplarından oluşmuş heterojen bir yapı arz eder. Yani çoğunluğun her şeyiyapmaya, ya da tahakküm etmeye hak ve yetkisi yoktur. Bu düşünce uygar toplumlarda haklı görülmez, ancak hala modernleşmemiş feodal toplumsal yapılarda haklı ve meşru görülebilir (http://wikipedia.org).

II. DEMOKRAT

1. Demokrat Olmak

Bir kavram olarak ‘demokrat olmak’, ‘demokrasiden yana olmak’ demektir. Liberal demokrasi, sosyal demokrasi ve muhafazakâr demokrasi olarak açıklanan siyasal eğilimlerin ortak noktası, üçünün de ‘demokrat’ olmasıdır. Zaten ‘demokratlık’, kelime anlamıyla ‘demokrasi’ demektir.

Demokrat kavramı Türkiye’de çok fazla kullanılan ve sağcısıyla solcusuyla herkes tarafından sahiplenilmeye çalışılan ve ilginç bir şekilde her siyasi görüşün, söylemin ve uygulamanın anlatılmasında kullanılabilen bir kavramdır. Mesela, bu durumu anlatmak için ‘Yıldırım Mahallesi Demokrat Gençleri’, ‘Kendinden Kurmalı Demokratik Solcular’, ‘Demokratik İslami Paskalya Bayramı Sevenler Kulübü’ vs. gibi ifadelere rastlamak mümkündür (http://wikipedia.org).

Her şeye rağmen, insanın siyasal görüşü ne olursa olsun, demokrat olması önemlidir. Yani, demokrat bir kişinin öncelikle demokrasinin oyun kurallarını, hukukun üstünlüğünü, yargının bağımsızlığını ve yansızlığını, muhalefetin eleştirisini kabul etmesi gerekir. Demokrat olamayan, tarafsız olamaz. Ancak demokrat olanlar, başkalarının da haklı olabileceklerini kabul ederler, eleştiriyi demokratlığın bir gereği sayar. Ancak demokrat olmak da o kadar kolay değildir. Demokratlık, bakış açısına göre her kesin demokrat olmasından, hiç kimsenin demokrat olmamasına kadar esneyebilecek bir kavramdır (Yağcı, 2011).

Örneğin, insanlar eşit hak ve özgürlüklere sahip olmaları için genel anlamda aynı şartlar içinde büyür, aynı şartlarda kazanır. Dolayısıyla insanların şehirli ve köylü, okumuş ve okumamış gibi ayrımlar ve sıfatlarla değerlendirilmemeleri gerekir. Fakat mutlak eşitliğin sağlanması mümkün olmadığı için demokrat olmak, demokrat insanlar bulmak kolay değildir. Örneğin kendisini ‘demokrat’ olarak ifade eden bir kişi de bir etkileşim olduğunda, bir karşıt görüş sunulduğunda veya kendisinden bir şey istendiğinde rahatlıkla başkasına hak tanımama ve onun özgürlüğünü kısıtlama yoluna gidebilir.

2. Demokrat-Hürriyet ilişkisi

Demokraside olduğu gibi demokrat kelimesi de ‘cumhuriyet’ ile ilişkilidir ve ‘hürriyeti’ kendisine referans alır. Yani demokratlığın en önemli özelliği hürriyetçi olmaktır. Hürriyet, kısaca bağımsızlık demektir. Hiçbir baskının bulunmadığını ifade eder (http://wikipedia.org).

Demokrat bir bireyin en önemli özellikleri, sahip olmak istediği hak ve hürriyetin karşısındaki insanlara da aynı ölçüde sunulmasını istemek, buna çabalamak ve bundan rahatsızlık duymamak olmalıdır. Demokrat olanlar, başkalarının da haklı olabileceklerini kabul ederler, eleştiriyi demokratlığın bir gereği sayarlar.

Bu anlamda, kişi, kendisi olmalı, kendisi gibi davranmalı, yani başkasının rolünü oynamamalıdır. Kişi kendisi gibi hareket ettiği zaman iradeli bir şekilde davranabilir. Buna göre de, hürriyetle irade arasında bir ilişki vardır. Hürriyetle insani varlık ve iradenin mevcut olduğu fikri ortaya çıkar. Yani kişinin doğallığını gösterir. Bu bakış açısına göre, hürriyet kavramı, aynı zamanda değerlerin varlığını, bu değerlere uygun davranışı ve gerçekliği içerir.

Demokrat-hürriyet-cumhuriyet ilişkisi için şu önermelerde bulunulabilir: Demokrat hürriyetçidir. Hürriyetçi demokrattır. Demokrat cumhuriyetçidir. Cumhuriyetçi demokrattır.

3. Ahrar Olmak

Ahrar’, ‘hür” kelimesinin çoğuludur. Osmanlı döneminde hürriyetçilere ‘ahrar’ deniliyordu. Bediüzzaman da Emirdağ Lahikası adlı eserinde demokratlığın, meşrutiyet zamanındaki ahrarlık olduğunu ifade eder. Ahrarlık, kısaca hürriyetçi olmak, hürriyet taraftarı olmak, hürriyeti herkes için kabul etmektir.

Ahrarlık, bir siyasal anlayış olarak, bireyin özgürlüğünü ve ekonomik güçler arasında serbestçe yarışmayı, bireyler, sınıflar ve uluslar arasındaki ekonomik ilişkilere devletin karışmamasını savunur. Bir dünya görüşü olarak ise, herkese vicdan, inanç ve düşünce özgürlüğü tanınmasının gerekli olduğunu savunur.

Kısaca ahrarlar hürriyetçidir; dolayısıyla demokratlar hürriyetçidir, hürriyetçi de demokrattır. Ayrıca demokrat cumhuriyetçidir, cumhuriyetçi de demokrattır. Bediüzzaman Said Nursî de kendisini ‘demokrat ve dindar bir cumhuriyetçi’ olarak tanımlamıştır.

Risale-i Nur’a göre ahrarlık, İslam’ın yaşanmasına, din ve vicdan hürriyeti dahil tüm hürriyetlerin yaşanmasına, İslamî hizmet ve ibadetlerin yapılmasına yardımcı olmak, en azından engel olmamaktır.

III. BEDİÜZZAMAN’A GÖRE DEMOKRAT

Bediüzzaman’a göre demokrasi; demokrat bile olsa şahısların hâkimiyeti değil, demokratik prensiplerin hâkimiyetidir. Zira önemli olan şahıs değil prensiplerdir. Buna göre, demokratik prensiplerin hâkim olmasıyla demokrasi hâkim olur (Akgündüz, http://www.ahmetakgunduz.com).

Risale-i Nur Külliyatı’nın müellifi Bediüzzaman Said Nursî, henüz demokratlık ve demokrasinin çoğu kimse tarafından bilinmediği ve tartışılmadığı Osmanlı’nın son döneminde ve Cumhuriyet’in kuruluş aşamasında demokrasiyi savunmuş ve demokrat olduğunu ilân etmiştir.

Bu dönemde birçok kimse demokratlığı, demokrasiyi ağzına almaya korkarken, Bediüzzaman korkmadan ve kendinden emin bir şekilde demokrasiyi izah etmekte ve yine bir çok kişinin İslam’a aykırı olarak gördüğü ‘hürriyet, cumhuriyet ve meşrutiyet’ gibi kavramları müdafaa etmektedir. Emirdağ Lahikası adlı eserinde de Müslümanların aynı zamanda birer demokrat olması ve cumhuriyete, demokrasiye sahip çıkmaları gerektiğini söylemiştir.

1. Demokratların Vasıfları

Bediüzzaman’ın, Emirdağ Lahikası adlı eserinin muhtelif yerlerinde demokrat olmanın ölçülerini ve demokratların vasıflarını görmek mümkündür. Bunlar şöyle özetlenebilir:

Demokrat kişi, din ve vicdan hürriyetine taraftardır.

Demokrat olmayanların yaptığı tahribatı tamire çalışır.

Dinin topluma ve sosyal hayata bakan yönünü ihya etme konusunda samimidir.

Komünistlik ve dinsizlik cereyanlarına karşı durur.

İttihad-ı İslam cereyanına tabi olur ve alem-i İslam’ın yanında olur.

Devleti ve memuriyeti millete hizmet olarak görür ve millete hizmeti esas alır.

Risale-i Nurlara ve nur talebelerine taraftardır.

Irkçılığa, dini siyasete alet etmeye karşı olur ve İslam kardeşliğini esas alır.

Bediüzzaman bu vasıfları bulunan demokratlara ‘vatan, Kur’ân ve İslamiyet namına’ destek olmuştur ve destek olunmasını tavsiye etmiştir.

2. Demokratlar-Siyaset İlişkisi

Siyaset, demokratik ve hürriyetçi bir toplumda ülkeyi yönetme hak ve yetkisini kullanacakların belirlenmesi sürecini ilgilendiren çaba ve çalışmaları ifade eder. Demokrasilerde hemen her vatandaşın siyaset ile az ya da çok ilgisi vardır ve olmalıdır (Tekeli, 2011).

Gerçekten en azından vatandaş olarak seçimden seçime oy kullanması gerekir. Zaman zaman dini siyasete karıştırmamak adına dindar insanların oy bile kullanmadığı görülür, fakat bu doğru bir yaklaşım değildir. Dindar vatandaşın da tüm vatandaşlar gibi ülkeyi yönetecek idarecilerin belirlenmesine ilişkin seçime gidip vatandaşlık görevi icabı oy kullanarak demokratik bir sistemin tesisine katkı yapması gerekir.

Bediüzzaman’ın din veya dindarlar ile siyaset konusundaki görüşlerini Emirdağ Lahikası başta olmak üzere Risale-i Nur’un muhtelif yerlerinde görmek mümkündür. Buna göre dinin ancak yüzde biri siyasetle ilgilidir, o da çoğunlukla idarecileri ilgilendirir. Ayrıca, siyaset ‘amaç değil’, ‘araç olmalıdır’. Bu görüşe göre, dindarın dindar adaya oy vermesi de şart değildir. Oy verilecek kişinin, yani siyasetçinin dindar olmasından ziyade demokrat olması önemlidir. Bediüzzaman, siyasi hayattaki ölçünün dindarlık değil, demokratlık olduğunu ifade eder. Ortaya koyduğu vasıflara uyan demokratları da zikretmekten çekinmemiştir. Bunu yaparken hak ve hakikat namına hareket etmiş ve hakkın hatırını üstün tutmuştur.

Bediüzzaman’ın siyaset yaklaşımı şahıs odaklı değil, fikir odaklıdır. Yani önemli olan şahıs değil vasıftır, fikirdir, prensiptir. Zira şahısların hâkimiyeti değil, prensiplerin hâkimiyeti söz konusudur. Önemli olan kimin ve hangi partinin iktidar olacağı değil, ne yapacağı ve hangi ilkelere göre hareket edeceğidir.

Sonuç olarak, demokrat insanın ayrıca dindar olması elbette çok iyidir, fakat her dindar demokrat olamaz. Dolayısıyla demokrat olmayan dindara oy vermektense gerçek anlamda demokrat olana vermek daha doğru olur. Çünkü gerçek bir demokrat dindarlar dahil herkesin hak ve hukukunu gözetir. Ayrıca bu ölçü ve çerçevede olmak kaydıyla dindarların siyasete girmesinde de sakınca yoktur.

Sonuç

Demokrasi, toplumu oluşturan tüm bireylerin devletin yönetim sistemi ve politikasını belirlemede eşit hak ve yetkiye sahip olduğu siyasal sistemin adıdır. Siyaset de demokratik bir sistemin tesisi sürecinde görülen tüm çaba ve çalışmalardır. Bugünkü anlamıyla demokrasinin gelişimi uzun ve çetin bir süreçten geçmiştir. Demokrasinin geliştiği toplumlarda (demokratik toplum) en önemli değerler, hukukun üstünlüğü, yasama-yargı-yürütme erklerinin ayrılığı ve milletin hür iradesine dayalı seçimlerin olmasıdır. Demokrasinin çeşitli modelleri vardır fakat demokratik toplumun en önemli değerleri olan bu kurumlar en çok liberal demokrasilerde söz konusudur.

Demokrasiden yana olan bireyler ‘demokrat’ olarak tanımlanır. Demokrasiden yana olan demokrat kişi, aynı zamanda demokratik cumhuriyetten ve hürriyetten yanadır, fakat hak ve hürriyetlerin sadece kendisine değil tüm insanlara tanınmasını ister.

Bediüzzaman’a göre demokratik prensiplerin hâkim olmasıyla demokrasi, yani demokratlık hâkim olur. Bu nedenle ülke yönetimine talip olan siyasetçinin şahsi özelliklerinden ziyade görüş ve yaklaşımının demokrat olması önemlidir.

Sonuç olarak, Bediüzzaman’ın dindarlar-siyaset ilişkisi ile ilgili görüşü ışığında, demokrasi, demokrat ve siyaset kavramlarını bir cümlede şöyle ilişkilendirmek mümkündür: Demokrasilerde siyasetçiler demokrat olmalıdır, demokratik bir toplumda dindar insanlar siyaset yapabilir ama demokrat olmalıdırlar; fakat her siyasetçi ve demokrat dindar olacak diye bir şey yoktur.

Özet

Bu çalışmanın amacı demokrasi, demokrat ve siyaset kavramları arasında olduğu düşünülen ilişkiyi tartışmaktır. Bu amaçla çalışma başlıca üç bölüm halinde düzenlenmiştir. İlk bölümde demokrasinin anlamı, mahiyeti, tarihçesi ve modelleri anlatılacak, ayrıca demokratik toplumun değerleri ve demokrasi-cumhuriyet ilişkisi tartışılacaktır. İkinci olarak ‘demokrat’ ve ‘ahrar’ olmanın ne anlama geldiği ile demokrat-hürriyet ilişkisi incelenecektir. Son bölümde ise, Bediüzzaman’a göre demokratın kim olduğu, demokrat olmanın vasıflarının neler olduğu ve demokrat-siyaset ilişkisi anlatılacaktır. Çalışma, ‘demokrasilerde siyasetçiler demokrat olmalıdır’ şeklinde bir ilişkilendirme ile sonuçlanacaktır.

Anahtar Kelimeler:

Demokrasi, Demokrat, Bediüzzaman , siyaset

Abstract

This study aims to discuss the relationship between democracy, democrat and politics. The study is divided into three parts, in order to achieve this aim. It first all discusses the meaning, scope, history and models of democracy, the values of democratic society and the democracy-republic relationships. Secondly it explains the meaning of democrat and liberal as well as the relationships between democrat and liberalizm. Finally, it deals with the characteristics of a democrat and the democrat-politics relationship, from the Bediüzzaman’s point of view. The study is concluded by associating that in democrcies, politicians should be democrat.

Key Words:

Democracy, Democrat, Bediuzzaman, politics

Kaynaklar

Akgündüz, A. “Said Nursi, Cumhuriyet, Laiklik, Demokrasi ve Hukuk Devleti”, http:// www.ahmetakgunduz.com.

Bağce, E. (2007) “Siyaset ve Demokrasi Üzerine Eleştirel Bir Değerlendirme”, Amme İdaresi Dergisi, Cilt. 40, Sayı. 4, 2007, ss-1-19.

Dağı, İ, “Cumhuriyet: Demokrasi mi dikta mı?”, http://www.zaman.com.tr.

Emirdağ Lahikası, (Bediüzzaman Said Nursi), İstanbul, Yeni Asya Neşriyat.

http://demokrasi.nedir.com.

http://www.ushistory.org.

http://wikipedia.org.

Köker, L. (1992) Demokrasi Üzerine Yazılar, Ankara, İmge Yayınları

Tekeli, İ. (2011) Türkiye İçin Siyaset ve Demokrasi Yazıları, İstanbul, Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

Yağcı, N. (2011), “Kim Demokrat Kim Değil?”, Taraf, 22.01.2011.

Yukarı