. Ziyaretçi


Okunma Sayısı: 2771

Bu Sayıdaki Diğer Yazılar

Metni Yazdır

KÖPRÜ Dergisini web üzerinden www.kitapyurdu.com adresinden satın alabilirsiniz.

Kampanyamızdan yararlanarak dergimizin eski sayılarına uygun fiyata sahip olabilirsiniz tıklayın.


 KÖPRÜ / Güz 96 
 Ordu, Devlet ve Demokratikleşme
 KÖPRÜ / Güz 2013 
 İnsanî Değerler, Toplumsal Barış, Milliyet ve Milliyetçilik


Copyright © 2006
KÖPRÜ Dergisi
Her Hakkı Saklıdır

Çağımızın Sorunlarına Çözüm Arayışları ve Said Nursi Modeli
Bahar 2010   [ 110. Sayı ]


Tesettür Üzerinden Sürdürülen Savaş

War over Covered Dress

Musa Kâzım YILMAZ

Prof. Dr., Harran Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi.

Giriş: Ahlakî Cepheye Taşınan Savaş

İslam’da tesettürün sosyal önemini, ahlakî boyutlarını ve İslam toplumuna kazandırdığı yüksek karakter vasıflarını kavrayabilmek için tesettür ayetlerinin nüzulünden önce Medine’de meydana gelen bazı tarihî olaylara kısaca göz atmak gerekir; şöyle ki:

Müslümanları savaş meydanlarında yenemeyen İslam düşmanlarının Hz. Peygamber (s.a.v), ashabı hakkında yürüttükleri iftira kampanyalarının (İfk hadisesi) asıl hedefinin İslam ailesi olduğunu göz ardı etmemek gerekir.

Bilindiği gibi Bedir zaferinden sonra (Hicrî 2. yıl) Medine’deki İslamlaşma her geçen gün biraz daha güçleniyordu. Hendek savaşının yapıldığı günlere gelindiğinde (Hicrî, 5. yıl) on binleri bulan birleşik küfür orduları Medine savunmasını aşamayıp bir ay boyunca sürdürdükleri çetin kuşatmayı kaldırmış, ardından bozguna uğramışlardı. İşte Müslümanların gücü böyle bir seviyeye ulaşmış bulunuyordu.

Birleşik küfür ordularının Medine kuşatmasına son vererek çekilmeleri, artık kendileri tarafından başlatılan saldırı savaşlarının sona erdiğinin işaretini veriyordu. Nitekim savaştan sonra Resul-i Ekrem (s.a.v.) arkadaşlarıyla durum değerlendirmesini şöyle buyurmuştur: “Kurayş bir daha size saldıramayacaktır. Artık hücum sırası size geçmiş bulunuyor.”1

Kuşkusuz Müslümanları savaş meydanlarında üstün kılan şey onların manevi ve ahlakî yönden üstünlükleriydi. İslam düşmanları Hz. Peygamber ve ashabının temiz yaşayışları ve yüksek karakterlerinin halkın kalbini fethettiğini artık anlamışlardı. Ama ahlaken bozulmuş insanlar rakiplerinin üstün meziyetleri karşısında kendilerine çeki-düzen vereceklerine rakiplerini iftiralarla karalamaya çalışırlar.

İşte bu amaçla Hz. Peygamber ve ashabı aleyhinde iftiralarda bulunmak için münafıklardan da yardım istediler. Sonuç itibariyle, Müslümanları savaş meydanlarında yenemeyeceklerini anlayan İslam düşmanları çatışmayı ahlak cephesine kaydırdılar. Deyim yerindeyse, Müslümanları toplumun en ahlaksız kesimi olarak gösterebilmek için iftira kampanyalarını başlattılar.

Bu amaçla, Resulullah’ın Hz. Zeynep’le evlenmesini “Muhammed “oğlum” dediği adamın karısıyla evlendi” şeklinde yaygara çıkardılar. Diğer taraftan, Kervanın gerisinde kalıp kaybolan gerdanlığını arayan ve kervanın gerisinde kalarak kaybolma tehlikesi geçiren Hz. Aişe’yi, kervanın gerisini takip etmekle görevli bir sahabi olan Safvan b. Muattıl bulmuş ve kafileye yetiştirmişti. Münafıklar bunu fırsat bilerek “Hz. Aişe ile Safvan b. Muattıl arasında bir ilişki bulunduğunu” ilan ettiler.

Ne kadar uydurma da olsa bu tür hikâyeler halk arasında çabucak yayılır ve bazı insanlar buna inanmak isterler. Başka bir deyimle, bu tür kampanyaların Müslümanlar arasında kısa süreli de olsa makes bulup yayılması, fuhşun toplumda yayılma tehlikesini de beraberinde getiriyordu. Zira Kur’an’a göre iftira kampanyalarının asıl amacı Müslümanlar arasında fuhşu yaymaktı.2

Ancak İslam toplumu bu tip iftiralarla sarsılmadan, fuhşu ve ahlaksızlığı kesin olarak önleyecek olan tesettür ayetleri nazil olmuştu. Zira tesettür ayetleri sosyal bir düzenlemeyi ön görmüştür. Denilebilir ki, bazı nefisperest kimselerin, kadınların açık-saçık olmalarından istifade ederek fuhuş peşinde koşma eğilimine girmeleri tesettür ayetleriyle önlenmiştir. Bu düzenlemeler için önce Ahzab Suresi’yle bir giriş yapılmış,3 bir yıl sonra Hz. Aişe’ye yapılan iftira üzerine nazil olan Nur Suresi’nin ilgili ayetleriyle4 de bu süreç tamamlanmıştır.

Kadının Aleyhinde Gösterilen Tesettür

Hicrî on beşinci asra giriş tüm dünyada, özellikle İslam ülkelerinde canlı ve dinamik gelişmeleri de beraberinde getirdi. Yaklaşık 30 yıldan beri dünyada hızlı bir değişim süreci yaşanıyor. Batı’daki ihtida olaylarıyla birlikte artan İslam odaklı kültür ve fikir hareketleri İslam’a karşı olan güçlerin dikkatlerini çekmeye başladı. İslam gerçeğine ve idealizmine bağlı sosyo-kültürel gelişmeler bu güçler tarafından taassup olarak empoze edilirken, İslam’ın belli başlı kurumları hakkında tenkidin çok ötesinde tahripçi karakterdeki yayınlar başlatıldı. Bu yayınların amacı geçliği, aydınları ve özellikle de kadınları İslam’dan soğutmaktır.

Kaynağını Batı’dan alan tesettür aleyhindeki dalganın mucitleri ve onların bizdeki savunucularına göre İslam hukukunda kadının aleyhinde olan birçok madde bulunmaktadır. Bunların başında da tesettür gelmektedir. Güya İslamiyet tesettür emriyle kadını aşağılamıştır. Oysa polemiklerden uzak ve bilimsel bir gözle meselelere bakıldığı zaman iddiaların tutarlı olmadığı görülecek ve kadının aleyhinde sanılan bu durumların kadının lehinde olduğu anlaşılacaktır.

Tesettür Fıtridir

İslam’ın bütün emirleri gibi tesettür emri de kadının lehine ve yararınadır. Zira tesettür fıtrat kanununa uygundur. Eğer tesettür kadınlar için bir haksızlık olarak anlaşılsaydı Müslüman kadınlar zamanla bu emre karşı gelirlerdi. Oysa tesettür emrinin nazil olmasından sonra Müslüman kadınlar bu emre hemen uymuşlar ve emri duydukları yerde bellerindeki kuşaklarını çıkararak başlarını ve boyunlarını örtmüşler, evlerine yeni kıyafetleriyle dönmüşlerdir. Bu itibarla Kur’an’ın kesin emriyle sabit olan tesettür kadının vakarını ve manevi haysiyetini koruma altına almış, onun kadınlık ve annelik vasıflarını güçlendirmiş ve kadını çeşitli fitne yuvalarından uzaklaştırmıştır.

Tesettürün Müslüman kadınları eğitimden, sosyal ve kültürel hayattan uzaklaştırdığı yolundaki iddiaların gerçekle hiç bir ilgisi yoktur. Binlerce hadisi hafızasında tutan Hz. Peygamber’in (s.a.v) zevcesi Hz. Aişe fevkalade entelektüel ve zeki bir kadındı. Aynı zamanda tesettür emrine uyma konusunda son derece hassastı. Üstelik her zaman kendisine sorulan sorulara cevap vermiş ve uygun görmediği konuları rahatlıkla tenkit edebilen bir eleştirmendi.

Tesettür basit bir örtünme biçiminden ibaret olan bir emir değildir. Tesettür sayesinde toplumun nizamı sağlam esaslara dayandırıldığı gibi, erkeklerin tahrik olmasına yol açabilen sebepler ve cinsel uyarılmaya vesile olan objeler önlenmiştir. Batı’da düne kadar süregelen “düello” geleneğinin en belirgin sebepleri arasında, kadınların bazı serbest davranışları yüzünden meydana gelen kıskançlık tepkileri yer almaktadır. Batı’nın son yüzyılda sosyal ilişkiler ve ahlakî normlar konusunda aşırı müsamahakâr tavrı Batı sistemini manevi açıdan tehdit etmektedir.

Bugünkü sefahatin ayak seslerinin yeni duyulduğu 19. yüzyılda Batı’yı ziyaret eden Rus yazar Dostoyevski uygarlığın bu şeklinden ürkmüş ve “Batı’nın Çıkmazı” adlı eserinde endişelerini dile getirmiştir. İslamiyet ise toplumun fıtrî olmayan yollara düşmesini önlemek için tesettürü bir kalkan olarak emretmiş, gerek erkekleri ve gerek kadınları namuslu ve iffetli olmaya ve fuhuştan uzak durmaya davet etmiştir.

Bediüzzaman’a Göre Tesettürün Fıtrî Olmasının Hikmetleri

Allah Kur’an’da şöyle buyuruyor: “Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve inananların kadınlarına söyle. (bir ihtiyaç için dışarı çıktıklarında) örtülerini üzerlerine alsınlar; onların tanınıp incitilmemeleri için en doğru olan budur.”

Bu ayet tesettürü emrediyor. Batı uygarlığı ise Kur’an’ın bu hükmünü kadınlar açısından bir esaret kabul ediyor. Kur’an’ın tesettür hükmünün fıtrî olduğu ve tesettürsüzlüğün fıtrata aykırı olduğu hususunu şu şekilde izah etmek mümkündür:

1) Bediüzzaman’a göre tesettür fıtrîdir. Çünkü kadınlar yaratılış itibariyle zayıf ve nazik oldukları için hayatlarından çok sevdikleri yavrularını himaye edecek bir erkeğin yardımına muhtaçtırlar. Bu yüzden kadın kendini sevdirmek ve nefret ettirmemek için fıtrî bir meyil taşımaktadır. Diğer taraftan kadınların önemli bir kısmı ya ihtiyarlıktan ya da güzel olmadıklarından, kendilerini başkalarına göstermek istemezler. Üstelik kadınların büyük bir kısmı da kıskanç olur ki, kendisinden daha güzel olanlara nispeten çirkin düşmemek, saldırıya maruz kalmamak ve kocasının nazarında hıyanetle itham edilmemek için fıtraten tesettür isterler. Nitekim kendilerini en çok saklayanların yaşlı kadınlar olduğu dikkate alınırsa, konu daha da iyi anlaşılacaktır. Kaldı ki, hem güzel, hem genç, hem de kendisini yabancılara göstermekten çekinmeyen kadınların oranı yüzde otuz ya da yüzde kırk olabilir. 5

2) Bediüzzaman’ın tespitlerine göre kadın göz hapsine alınmaktan hoşlanmaz. Çünkü kadın sevmediği adamların bakışlarından sıkılır. Denilebilir ki, açık giyinen güzel bir kadın kendisine bakan namahrem erkeklerin yüzde sekseninden sıkılır. Hatta denilebilir ki, fıtratı fuhuşla bozulmamış güzel bir kadın nazik olduğu için kötü bakışlardan sıkılır. Nitekim Avrupa’da bile birçok kadın kötü niyetli erkeklerin dikkatli bakışlarından sıkılarak “Bu alçaklar bizi göz hapsine alıp sıkıyorlar” diyerek polise şikâyette bulunuyorlar. Demek ki, Batı uygarlığının tesettürü kaldırması fıtrata aykırıdır. Kur’an’ın tesettür emri ise fıtrî olduğu gibi birer şefkat madeni olan kadınları alçaklıktan, zillete düşmekten, manevi esaret ve felaketten kurtarıyor.6

3) Bediüzzaman’a göre kadınlardaki çekingenlik tesettürü gerektirir. Çünkü kadınlarda, yabancı erkeklere karşı fıtraten bir çekingenlik vardır. Çekingenlik ise tesettürü gerektirir; şöyle ki: Kadın açısından sekiz-dokuz dakika sürecek gayri meşru bir zevkin, dokuz ay sürecek ağır bir hamilelik döneminden başka, en az dokuz yıl sürecek babasız bir çocuğu terbiye etme gibi korkunç bir belaya sebep olma ihtimali de vardır. Bu tür olaylar toplumda sık sık meydana geldiğinden kadının bozulmamış fıtratı erkeklerin tacizlerinden korkar. Çünkü kadın yaratışlı itibariyle erkeklerin şehvetini tahrik etmek ve böylece onların tacizlerine maruz kalmak istemiyor. Kadın tesettür emrine riayet etmekle, tacizci ve saldırgan erkeklere karşı en büyük siperinin tesettürü olduğunu ifade etmeye çalışıyor. Bir vakit Ankara’da, çarşı içinde ve halkın gözü önünde, adi bir kundura boyacısının yüksek rütbeli bir adamın açık bacaklı karısına sarkıntılık etmesi, tesettür aleyhinde olanların hayâsız yüzlerine büyük bir şamar vuruyor.7

4) Bediüzzaman’a göre eşler arasındaki ebedî arkadaşlık tesettürü gerektiriyor. Çünkü kadın ve erkek arasındaki güçlü münasebet, alaka ve sevgi sadece dünyevî hayatın ihtiyacından ileri gelmiyor. Yani bir kadın kocasının, sadece dünya hayatına ait bir arkadaşı değildir. Aksine kadın, ahiret hayatında da kocasının ebedî bir arkadaşıdır. Elbette ki bir kadın, ebedi hayat arkadaşı olan kocasının nazarından başka yabancıların bakışlarını kendi güzelliklerine çekmemek, böylece kocasını küstürmemek ve kıskandırmamak için elinden gelen her türlü gayreti göstermelidir.

Mademki bir koca iman noktasında ahiret hayatında da karısıyla alakadardır; ayrıca erkek karısının, sadece gençliğinde ve güzellik zamanında değil, ihtiyarlığında ve güzelliğini kaybettiği zamanlarda bile karısına karşı ciddi bir alaka besliyor; o halde kadının da kendi güzelliklerini sadece kocasına göstermesi insaniyetin gereği olmalıdır. Aksi takdirde kadın kazandığından daha çok kaybedecektir. İslamiyet karı-kocanın birbirine münasip olmalarını (denkliği) esas almıştır. Denkliğin en önemlisi de diyanet noktasında olmalıdır. Ne mutlu o kocaya ki, eşinin diyanetine bakıp onu taklit etmek ister; ebedi hayatta onu kaybetmemek için kendisi de dindar olmaya çalışır.8

5) Bediüzzaman’a göre tesettürsüzlük ailedeki mutluluğu da baltalıyor. Çünkü bir ailenin hayatî mutluluğu, karı-koca arasında olması lazım gelen karşılıklı güven, samimi hürmet ve muhabbetle devam eder. Kuşkusuz tesettürsüzlük ve açık-saçık olmak eşler arasındaki karşılıklı hürmet ve muhabbeti kırıyor. Zira tesettürsüz kadınların yüzde doksanı kocalarından daha genç ve yakışıklı birisini bulabilir. Erkeklerin de yüzde doksan beşi hanımından daha güzel birisini bulabilirler. Aile içerisinde bu tür hislerin uyanması eşler arasındaki güven ve samimiyete büyük bir darbe vuruyor.9

6) Bediüzzaman’a göre tesettürsüzlük mahrem denilen yakın akrabalar içinde çirkin ve alçakça hislerin uyanmasına vesile olabilir; şöyle ki: İnsan kız kardeş gibi mahremlerine karşı fıtraten şehevî hisler taşımıyor. Çünkü mahremlerin simaları akrabalık ve mahremiyet yönüyle, nefsanî meyilleri ve şehevî hisleri kırıyor. Fakat bacak gibi, şer’an mahremlere de gösterilmesi yasak olan yerleri açık bırakmak son derece çirkin bir hissin uyanmasına vesile olabilir. Çünkü mahremin yüzü mahremiyetten haber verdiği halde bacakları mahremiyetten haber vermiyor. O kısımlar namahremle aynıdır. Dolayısıyla, mahremin yüzü dışındaki bölgeler, mahremiyetten haber verecek bir alamet-i farika taşımadığından bir kısım alçak mahremlerde bazı hayvanî bakışların uyanması mümkündür. Böyle bir bakış ise tüyler ürpertici bir alçaklıktır.10

7) Bediüzzaman’a göre tesettürsüzlük neslin azalmasına da sebep olmaktadır. Bilindiği gibi neslin çok olması her millet tarafından arzu edilen bir husustur. Hz. Peygamber’in (s.a.v) “Evleniniz ve çoğalınız. Şüphesiz ki ben kıyamet gününde sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim”11 buyuruyor. Oysa tesettürün kaldırılması evliliği, dolayısıyla neslin normal bir şekilde devam etmesini engelliyor. Çünkü en serseri ve en modern bir genç bile eşinin namuslu olmasını ister. Hatta kendi gibi modern ve açık-saçık bir hanımla evlenmek istemediğinden uzun zaman bekâr kalabiliyor.12 Geç evlenmek, başka bir deyimle, uzun zaman bekâr kalmak ise neslin azalmasına sebep olmakla kalmaz, aynı zamanda erkeği fuhuş yapmaya bile sevk edebilir.

8) Bediüzzaman’a göre tesettürsüzlük eşler arasındaki sadakati de bozar. Zira kadın ailede dâhilî müdür olması haysiyetiyle kocasının malı, evladı ve her şeyi için bir muhafaza memuru sayıldığından, en önemli özelliği sadakat ve emniyettir. Kocanın ailedeki en önemli görevi ise karısını himaye etmek, ona hürmet ve merhamet göstermektir. Açık-saçık olmak ve tesettüre aykırı davranmak eşler arasındaki sadakati kırar. Hatta erkeklerde iki güzel haslet olan şecaat ve cömertlik kadınlarda bulunursa emniyet ve sadakate zarar vereceği için kötü ahlaktan sayılmıştır.13

9) Bediüzzaman’a göre ülkemiz Avrupa ile kıyaslanamaz. Çünkü Avrupa’da “düello” denilen çok şiddetli geleneklerle namus bir derece muhafaza edilebiliyor. Söz gelimi, izzet-i nefis sahibi bir kimsenin karısına göz diken bir şahıs kefenini boynuna takıp öyle bakar.14 İslam ülkelerinde ise böyle bir gelenek olmadığı için, din dairesinin dışına çıkan insanlarda aileyi muhafaza etmek zorlaşır. Çünkü İslam ülkelerinde ailenin iffetini koruyan gelenekler değil dinî motiflerdir.

10) Bediüzzaman’a göre tesettür üzerinde etkili olan hususlardan birisi de iklim farkıdır. Çünkü Avrupa gibi soğuk memleketlerdeki insanların tabiatları o memleketler gibi soğuktur. Asya ve İslam dünyası ise Avrupa’ya göre sıcak memleketlerdir. Kuşkusuz çevre ve iklimin insan ahlakı üzerinde de etkisi vardır. Dolayısıyla soğuk ülkelerdeki soğuk tabiatlı insanların hayvanî duygularını tahrik etmek için kadınların açık olmaları aşırı bir şekilde su-i istimallere sebep olmayabilir. Fakat sıcak bölgelerdeki insanların hayvanî duygularını heyecana getirecek açıklık birçok su-i istimale, israfa ve neslin azalmasına sebep olabilir.

11) Bediüzzaman’a göre, köylüler ve bedeviler iş ortamı sebebiyle tesettürü kısmen kaldırsalar da, şehirli olan insanlar onlara bakarak tesettürü kaldıramazlar. Çünkü köylerde ve bedevilerde derd-i maişet meşgalesiyle işçi kadınların bir derece açık olmaları kötü duyguların uyanmasına yol açmadığı gibi serseri ve işsiz insanların azlığı sebebiyle şehirlerdeki kötülüklerin onda biri bile köylerde olmaz. O halde şehir köye kıyas edilemez.

Son Söz

Bilindiği gibi insan hayatı birçok tehlikelere maruzdur. Kuşkusuz vücut ve ruh sağlığını birlikte temin edebilmek için maddi ve manevi tehlikelerden uzak bir muhitte yaşamalıyız. Böyle bir ortamda bizi anlayacak, bizi teselli edecek ve yaralarımızı saracak candan bir dosta ihtiyacımız vardır. Başka bir deyimle, insanı en çok mutlu eden şey, kalbine karşı bir kalbin bulunduğunu hissetmesidir. Samimiyetine inandığımız böyle bir kalp sahibi elbette ki aile ortamında bir eştir.

Bir aile ortaklığını oluşturmak için her zaman bir eş bulunabilir. Ancak ortaklığın sağlıklı bir biçimde devam etmesi karşılıklı sevgi, saygı, şefkat ve fedakârlığa bağlıdır. Bu ise eşler arasındaki samimiyet ve sadakatin devamıyla mümkündür. Tesettür bu sadakati ve samimiyeti sağlayan en önemli unsurdur.

Tesettür İslam ailesini muhafaza eden temel koruyucu etkenlerden birisidir. İslam düşmanlarının yaptıkları hesaplamalara göre İslam ailesini bozdukları gün tümüyle İslam’ı ve Müslümanları güçsüz duruma düşürebileceklerdir. Ferdiyetçiliğin, hümanizmin ve özgürlükçülüğün yeniden gündeme taşındığı günümüzde, feminizm adı altında, kadını haysiyetsiz bir meta olarak zalim ve nefisperest erkeklerin oyuncağı haline getirmek isteyen akımlar kadın özgürlüğü adına her türlü ahlaksızlığı desteklenmektedir. Son otuz yıldan beri Türkiye’nin gündeminden hiç düşmeyen başörtüsü meselesi bu suni özgürlükçü dalganın açık hedefi haline gelmiştir. Başörtüsünün gittikçe yaygınlaştığını gördükçe de ciddi şekilde endişe etmeye başladılar. Bu yüzden hiç kimsenin inanmayacağı bir biçimde, başörtüsünün siyasî bir simge olduğu iddiasını ortaya attılar. Bu savlarını desteklemek için Kur’an’a yeni ve çağdaş yorumlar getiren ve laikliğin İslam’ın hamisi olduğunu savunanlardan tutun, İslam dininin kadını mağdur ettiğini iddia edenlere kadar birçok şahsiyetler piyon olarak kullanılmaktadır.

Elbette ki, günümüzde her şey gibi tesettürün de zor tarafları vardır. Her şeyden önce insanların farklı bakışları, bazı hizmet alanlarında tesettürlülere yeterince ilgi gösterilmemesi bu zorluklardan bazılarıdır. Bununla beraber tesettürün koruyucu özelliğinin yanında ailevî ve sosyal faydaları, zahiren zor gibi görünen taraflarından oldukça fazladır. Denilebilir ki, kadının fıtrî yetenekleri ancak tesettürle ortaya çıkabilir. Zira kadının en önemli özelliği olan şefkat ve fedakârlık tesettürsüzlük ile ağır darbeler almaktadır.

Eğer tesettür Yahudi ve Hıristiyanlarda da biliniyorsa (ki biliniyor), o halde semavî dinler tesettür konusunda ittifak etmişler denilebilir. Nitekim Allah, bütün semavî kitaplarda yer alan Âdem ve Hava’nın cennetten atılmalarından söz ederken “Avret yerlerini cennet yapraklarıyla örttüklerini”15 dile getirerek tesettürün fıtrî olduğuna işaret etmiştir.

Öz

İslam; tesettürün sosyal önemini, ahlakî boyutlarını ve İslam toplumuna kazandırdığı yüksek karakter vasıflarını vurgulayarak tesettürü emretmiştir. İslam’ın bütün emirleri gibi tesettür emri de kadının lehine ve yararınadır. Zira tesettür fıtrat kanununa uygundur. Ancak son yıllarda Batı’da ve ülkemizde tesettür aleyhindeki kampanyaların artmış olması dikkat çekicidir. Bu yazı, bu tür kampanyaların asıl amacını ortaya koymakla birlikte kadının asıl özgürlüğünün bir göstergesi olan tesettürün fıtriliğini Bediüzzaman’ın görüşleri ışığında gözler önüne sermeyi amaçlamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Tesettür, kadın, hürmet, muhabbet, güven, sadakat

Abstract

Islam emphasized social importance, ethical dimensions of covered dress and high character qualities that it provides to Islamic society, and ordered it. As all orders of Islam, order of covered dress is in favor and for the interest of woman. Because covered dress is in conformity with fıtrat law. However, it is striking that campaigns against covered dress increased in the West and in our country within the last years. This text reveals not only the true purpose of these campaigns, but also natality of covered dress, which is an indicator of woman’s true freedom, in the light of Bediüzzaman’s views.

Keywords: Covered dress, respect, fondness, trust, loyalty

Dipnotlar:

1. İbnu Hişam, Siyer, III, 266.

2. Nur, 24/19.

3. Ahzab, 33/59.

4. Nur, 24/30,31-59,60.

5. Said Nursi, Lemalar, 24. Lem’a, s. 184, Sözler yayınevi, İst., 1976.

6. A.g.e., s. 185.

7. A.g.e., a.y.

8. A.g.e., s. 186.

9. A.g.e., s. 186.

10. A.g.e., a.y.

11. Aclunî, Keşfü’l-Hafa, I, 318.

12. Said Nursi, Lem’alar, 24. Lem’a, s. 186.

13. A.g.e., s. 186.

14. A.g.e., a.y.

15. Araf, 7/22.

Yukarı