. Ziyaretçi


Okunma Sayısı: 2643

Bu Sayıdaki Diğer Yazılar

Metni Yazdır

KÖPRÜ Dergisini web üzerinden www.kitapyurdu.com adresinden satın alabilirsiniz.

Kampanyamızdan yararlanarak dergimizin eski sayılarına uygun fiyata sahip olabilirsiniz tıklayın.


 KÖPRÜ / Bahar 95 
 Din ve Siyaset
 KÖPRÜ / Bahar 2010 
 Çağımızın Sorunlarına Çözüm Arayışları ve Said Nursi Modeli


Copyright © 2006
KÖPRÜ Dergisi
Her Hakkı Saklıdır

Küresel Kriz ve Said Nursi'nin İktisat Görüşü - II
Yaz 2009   [ 107. Sayı ]


Krizlere Mabetten Bakmak

Seeing Crisis from Temple

Necmettin KEMAL

Yedi Ekim 2008’de gazetelere ilginç bir haber düşmüştü. “Dünya’yı saran ekonomik krize Vatikan’ın yorumu İlahi ikaz şeklinde oldu” şeklinde özetleyebileceğimiz haberde Papa’nın sözlerine geniş yer verilmişti. Yaşanan küresel mali krizle ilgili olarak; Papa’nın “Hayatlarını sadece başarı, kariyer ve para gibi gözle görülür ve hissedilir şeyler üzerine bina edenler, evlerini kum üzerine kurmuşlardır. Gerçekçi gibi görünen bu şeyler eninde sonunda geçip gidecektir”1 şeklinde ifadeleri satırları süslemişti.

Bu bağlamda yaşadığımız küresel krizi anlamamıza ve analiz etmemize yardımcı olan ekonomist Sami Uslu’nun yazılarıyla üzerinde sıkça durduğu bir gerçek var. Yaşanan ekonomik krizle ilgili olarak 8 Ekim 2008 tarihli yazısında Uslu’nun çok net bir şekilde ifade ettiği; Papanın açıklamalarıyla örtüşen cümleler dikkate değer. Üzerinde çokça düşünülmesi, konuşulması gereken bir tablonun ortaya çıktığını görmekteyiz. Sami Uslu, yazısında birçok konuya değinerek, özelde finans genelde ise iktisadi, sosyal, beşeri münasebetlerin temelinde yer alan güven unsurunun yok olduğunu ifade ederek meseleyi şöyle izah ediyor; “Mesela CEO’lar kişisel menfaatlerini her şeyin üstünde tutarak yönettikleri şirketlere ihanet etti. Bankalar asırlardır kendilerini ayakta tutan doğruluğu kanıtlanmış ilkeleri alenen çiğnediler. Hukukçular her zamanki gibi ellerini taşın altına hiç sokmadan işin kaymağını alıp götürdüler. Tümüyle finans sektörü ekonomide aracı rolünü unutup, parazitliği tercih etti. Mortgage müşterileri başlarını sokacakları bir konut edinmek veya gelecekte refah seviyelerini yükseltecek bir yatırım yapmak gibi masum amaçlardan saptı. Bunun yerine yalanlarla dolu beyanlarla kredi değerliliklerini olduğundan çok fazla gösterip kaldıramayacakları miktarlarda kredi yükünün altına girdiler. Politikacılar görevlerini istismarda sınır tanımadı. Dünyanın birçok merkez bankası, inanılmaz basiretsizlik göstererek Amerika’daki mortgage borçlularının ”insafına bağımlı olan ABD borç senetlerine, devlet parasıyla hem de yüz milyarlarca dolarlık yatırım yaptı”2.

Krizin bizi etkileyip etkilemeyeceği bir tarafa, yanıldığımız önemli bir nokta var ve bu dillendirilmiyor veya dillendirilmek istenmiyor. Modernleşme; ekonomik anlamda kapitalizm, siyasal anlamda demokrasi, felsefi ve hukuki anlamda liberal anlayışla kendini inşa etti. Etti etmesine de Bacon ve Descartes’in temellendirdiği kartezyen (ayrıştırıcı) bakış açısı, ruhun ve maddenin, ahlak ve hukukun, kazanmanın ve paylaşmanın, imanın ve aklın ayrılamaz bir bütün olduğu hakikatlerinin inkârıyla “yeni” bir süreç başlattı. Bu süreç günümüz insan tipini ve ekonomik, siyasi ve sosyal sistemleri ortaya çıkardı. Batı düşüncesinde bir çok düşünür ve filozof her ne kadar bu gayri tabii gidişatı görüp yerküreyi büyük felaketlerin beklediğini söyleyip çözüm üretmeye çalışsalar da, neticede dünyanın yarısından fazlasının açlık sınırında yaşadığı bir tablo ortaya çıkmış oldu. Mesela Nietzsche modernleşmenin küresel ölçekte bunalım inşa ettiğini, yerküreyi çok büyük krizlerin beklediğini yüzyıl öncesinden söylemişti. Modern insanın, zihninde ve kalbinde Tanrıyı öldürdüğünü, bunun neticesinde de büyük yıkımların geleceğini öngörerek ve içinde bulunduğu zeminde de Batı din anlayışının ve algısının çözüm üretemediğini görmüş felsefi, dini, ahlaki bunalımı çok derinden yaşayarak bu dünyaya veda etmişti. O varlığın tabiatını bozan, insanın maddeyle olan ilişkisinde insanın firavunlaşmasını frenleyen ahlâkın, erdemin ve sevginin paramparça edildiğini fark etmiş, kötü ile iyinin bir arada olamayacağını söyleyerek, tüm modernleşmeci, eklektik zihniyete ağır, bir o kadarda tutarlı eleştiriler getirmiştir. Ne yazık ki Batı’nın bu gidişatını gören Nietzsche de tedavi reçetesi sunamamıştır. Sonrası mâlum; iki dünya savaşı, yıkım, sömürgeleştirilen Doğu ve Güney. Şu anda yaşanan ve yukarda Sami Uslu’dan iktibasla izah etmeye çalıştığım ortaya çıkan çözümsüzlüğü, yıkımı ve güven bunalımını yüzyıl öncesinden inşa edip izah edemeyen ve çözemeyen de yine Batı’nın kendisidir. Marks’ın da, sosyalizmin de açmazı buradadır. İnsanın ve kozmik sistemin tabii, süreklilik arz eden akışına müdahale eden, onu yok sayan bir anlayış çözüm getirmedi. Bizde, özellikle Nurettin Topçu’nun gördüğü ve izah ettiği ve çözüm sunmaya çalıştığı şey tam da budur. Modern dünya bunalımları, hastalıkları ve yeryüzünü kan gölüne çevirmesiyle vadettiği üç temel argümanın, var olma ümitlerinin azalmasına sebep olmuştur. Dünya’ya mutluluk hatta cennet vadeden, sonrasında tüm hastalıkları bitireceğini savunan ve güvenli emin gelecek vadeden modernizmin geldiği nokta budur.

Tüm bunlardan sonra yaşanan kriz(ler)in temel sebebinin; aşkın, ilahî olandan insanlığın irtibatının koparılmasıdır diyebiliriz. Sonrasında da alınacak önlemlerin, kurulacak yeni sistemin adı ne olursa olsun doymak bilmeyen, paylaşamayan, yaşadığı çevreyi ve yerküreyi muhafaza etmenin bütün çıkar hesaplarından daha önemli olduğu anlayışını es geçmeyen putkırıcı bir ruhun yeryüzünde ses vermeye başlamasıyla krizlere çözüm bulabiliriz. Unutmayalım, krizsiz bir dünya değil çözüm bulma konusunda umudun diri tutulduğu bir dünya istiyoruz. Maalesef bugün gelinen noktada mekânik, ruhsuz çözüm anlayışlarının ümitleri azalttığı da bir gerçektir. Modern zamanlara kadar bu umut hep korunmuştu. Bu bağlamda kapitalizm tek bir açıyla izah edilemez. Yıkıldığı iddia edilen şey kapitalizm değil. Tıpkı Sovyet Rusya’da yıkılan şeyin sosyalizm olmadığı gibi. Ne ifade edilen sosyalizm inşa edilmişti orada, ne de şu anda ekonomi kitaplarında anlatılan kapitalizm var. Zaten ideal bir sistemi, ifade etmeye çalıştığımız gibi sorunsuz, problemsiz görmüyoruz. Fakat çözüm üretebildiğiniz ölçüde sisteminiz varlığını idame ettirebilecektir. Bu meyanda çatırdayan, yıkılan insanlığın erdemleridir, varlık sebebidir. Papa “Hayatlarını para, başarı, kariyer üzerine bina edenlere Tanrı’nın uyarısıdır bu…” demişti. Yoksa hayatımızdaki tüm bu hedefler, beklentiler miydi çatıyı başımıza çökerten?

Tüm bunları söyledikten sonra, kişisel gelişim adına ciltlerce kitabın yazıldığı şu zaman diliminde, “teşekkür” etmenin bin bir türlü yolunu gösteren bu uzmanlar; insana kulluğunu, varoluş gayesini ona acziyetini ifade edecek bir teşekkür bilincini vermekten çok uzaktalar. Bırakın acziyeti ifade etmeyi insanın rububiyet iddiasının teorik altyapısının ortaya konulduğu eserler olarak karşımıza çıkıyor. Bu hakikati Gazali şöyle dile getiriyor; “Mal vasıtasıyla insan, köleleri mülkiyetine geçirmeye, hür insanları da köleleştirmeye; gönüllerini kendine bağlayamasa bile, bedenlerinde ve şahsiyetlerinde tasarrufta bulunabilmek için, gerekirse zor ve galebe yoluyla onlara baş eğdirmeye çalışır”.3

Bu meyanda Said Nursi “benim karnım tok başkalarından bana ne?”, “sen çalış ben yiyeyim” anlayışlarını reddetmiş4 zekâtın ehemmiyetini ve ribanın, insanın emeğini ve hakkını nasıl sömürdüğünü ortaya koymuştur.

Şüphesiz İslam; zekât ve ribasız helal kazançla biriktirme ve aşırı tasarrufa yönelik sermaye birikiminin yerine infak, paylaşma ve yatırımlarla canlı bir piyasayı vazeder. Anlık ve sürekli kendi çıkarını düşünen döngüde, ekonomik düzlem sürekli kazanma hırsını tetikleyecektir. Said Nursi’ye göre akıl, ahlâki duygular zayıflayacak; insafsızlık, yalancılık, hırs, israf, fuhuş gibi Allah’ın (c.c) yasakladığı rezillikler ortaya çıkacaktır. Burada âcizane, iman esaslarının özellikle Allah inancıyla ahiret inancının birlikteliğinin öneminin ortaya çıktığını düşünüyorum. Hesap vereceği ve bu hesabın karşılıksız kalmayacağı inancını, özellikle Hz. Peygamber’in ve Kur’an’ın zekat ve yardımlaşmayı terk edenin akıbetiyle ilgili şiddetli uyarılarıyla birlikte düşündüğümüzde özelde Müslümanların, genelde de insanlığın iktisadi krizlerden önce ahlaki, felsefi, insani değerlere bağlı yeni bir sosyo-politik bir yapılanmaya gitmesi gerektiği açıktır.

Öz

Son yaşadığımız ve etkisi derinleşerek devam eden krizin teknik olarak birçok izahı olsa da krizin arkasında çok derin bir insani ve ahlâki kırılmanın ve bunalımın olduğunu görmekteyiz. Modern dünyayı inşa eden akıl, ahlâk ile birlikteliğini terk ederek insanlığın bir çok alanda ve değerlerinde ciddi kayıplar yaşamasına neden olmuştur. Burada amacımız düşünsel anlamda Batı Medeniyeti’nin hâkim paradigmasının ciddi anlamda sorgulanması gerektiğidir. Said Nursi’nin düşüncelerini de bu çerçevede okumak şu an yaşadığımız süreci daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.

Anahtar Kelimeler: Kriz, modernleşme, ahlâk, kartezyen felsefe, ahiret, iman

Abstract

Even though the crisis, effect of which gradually goes on deeper and that we already expose today, has many technical explanation, we observe a deep moral, humanitarian offense and depression in the background of it. Disappearing of union between mind and morality has caused serious losses in many fields of humanity. Our goal is to show the need of substantial intellectual criticizing on dominant paradigm of Western Civilization. Reading ideas of Said Nursi from this aspect, will provide us to understand the process we live today.

Keywords: Crisis, modernization, Morality, Cartesian Philosophy, the Hereafter, Belief

Dipnotlar

1- Bkz. Zaman, 7 Ekim 2008.

2- Bkz. Zaman, 8 Ekim 2008.

3- Bkz. Mustafa Özel İktisat, Siyaset ve Din, İstanbul,1995, s.13.

4- Bkz. Said Nursi, Mektubat, s. 265-266

Yukarı